Dünya bugüne nasıl geldi?

Dünkü #thread‘e özet bir sosyonomik sosyal arka plan da koymak gerekiyor. Dünya bugüne nasıl geldi, bugün hangi sorunlarla yüz yüze, bundan sonra sosyonomik olarak neler olabilir?

  • Dünyada iktisadi paradigmanın ve bağlı finansal mimarinin radikal bir şekilde değişmeye başladığı 1980’lerde ABD’de Reagan, İngiltere’de Thatcher dönemi var. Finans piyasalarında bütün düzenlemelerin ve kısıtlamaların kaldırılmaya başlandığı dönem bu. Türkiye’de 12 Eylül ve Özal .
  • Batı’da 1950 ve 60’ların sosyal devlet politikaları 70’lerde yüksek enflasyona yol açmış, 1980’lerde devletlerin küçültülmesi, sosyal politikalardan vaz geçilmesi, özelleştirmeler, piyasalaşma, (aşırı) serbestleşme ve deregülasyon ile formüle edilen neo-liberalizm dönemi açılmış.
  • 1990’ların başında Sovyetler Birliği yıkılmış, Doğu Blok’u dağılmış, Doğu Blok’undan kopan yeni devletlerin de ilavesiyle AB genişlemesi başlamış. Doğu Avrupa, Hindistan ve Çin’in de dünya ekonomik sistemine entegre olmasıyla emek ve tüketim pazarına 1 milyar yeni insan katılmış.
  • Bu döneme küreselleşme dönemi deniyor. IMF ve Dünya Bankası dönemin ana aktörleri; yeni pazarlara küresel reçeteleri dikte ediyorlar. Yatırımlar Batı’dan emeğin ucuz olduğu gelişmekte olan pazarlara göç ediyor. Tasarruflar ise Wall Street’e ve City’ye (Londra) akıyor.
  • Küreselleşme dönemine geçişte ana metropoller paraya boğulurken, çevrede büyük krizler patlak veriyor: Meksika, Arjantin, Brezilya, Rusya, Türkiye, Tayland, Endonezya, Güney Kore ağır krizler yaşıyor. Rusya’da IMF reçeteli liberal ekonomiye geçiş tam bir yağma ekonomisine dönüyor.
  • 1990’ların sonunda Euro bölgesi oluşuyor, 1999’dan sonra yerel paraların yerine Euro devreye giriyor. ABD’de Clinton ve İngiltere’de Tony Blair’le merkez biraz daha “sola” çekiliyor”, “sol” biraz daha merkez sağa yaklaşıyor. Türkiye’de “sol” koalisyonun büyük ortağı oluyor.
  • Clinton döneminde ABD’ye oluk oluk akan dünya tasarrufları, satın alma daha düşük olan, ağırlığı Afrika ve Latino kökenli yoksullara yönelik “eşik altı” mortgage piyasalarına yönlendiriliyor. Avrupa bankaları büyük bir iştahla bu “yeni” yatırım alanına kaynak aktarıyor.
  • “Yoksulları da konut sahibi yapma” politikaları, oğul Bush döneminde açgözlü bir spekülasyona yol açıyor, sub-prime mortgage piyasasında menkulleştirme sonucu günlük 1 trilyon dolarlık işlem hacmi oluşuyor. Bu piyasa kısa bir süre sonra patlamak üzere çok hızlı şişiyor.
  • 9/11 ardından FED’in resesyonu önlemek üzere genişleyici para politikaları spekülasyon ateşini körüklüyor. Azgın spekülasyon mortgage piyasasını daha da azdırıyor. O sırada ABD’nin en büyük endişesi tasarruf fazlası olan Çin ile tasarruf eksiği olan Batı arasındaki dengesizlikler.
  • Merkez Bankaları hayali enflasyon canavarı ile, ABD düşünce merkezleri Çin’in olağanüstü boyutlara ulaşan ABD tahvil yatırımları neticesi oluşabilecek hayali “finansal terör” tehdidi ile uğraşırken trilyon dolarlık sub-mortgage piyasası patlıyor. Batmaz denenler batmaya başlıyor.
  • Birbirine karışan mevduat ve yatırım bankacılığı büyük felaketlere yol açıyor. Devreye kurtarma ve kolaylaştırma paketleriyle merkez bankaları giriyor. Siyaset kurumu tamamen çöküyor, Goldman Sachs başta olmak üzere bankerler, neredeyse bütün dünya hükümetlerine bakanlar veriyor.
  • ABD’de, şahin oğul Bush’un yerine Afrika kökenli ılımlı Obama başkan seçiliyor. ABD’de Occupy Wall Street, Avrupa’da Öfkeli Indignados, SYRIZA gibi kitlesel hareketler hiçbir sonuç alamadan neo-liberal sonrası (ya da uzantısı) ekonomik / sosyal programlara teslim oluyor.
  • 2008 krizinin sonrası iki önemli gelişme daha var: Geleneksel sektörlerin yerine “ikinci” teknoloji-internet dalgası yükseliyor. Sermaye kompozisyonu Apple, Amazon, AliBaba, Netflix, Facebook, Twitter gibi internet ağırlıklı çalışan sektörlere kayıyor, ve Arap Baharı yaşanıyor.
  • Ekonomiyi topyekun çöküşten merkez bankaları ve “finansal terör” estirmesinden korkulan Çin kurtarırken, dünyada ağırlaşan ekonomik/sosyal sorunlar güçlü adamlar dönemini açıyor. Kitleler umutsuzlukla bu milliyetçi/otoriter dalganın ve hakikat sonrasının rüzgarına kapılıyor.
  • Bütün dünyada varlık ve gelir eşitsizlikleri son bir yüzyılın rekorlarını kırarak artıyor, 2008 sonrası büyümenin tamamına yakını küçük bir azınlığa (genellikle %1’e, bazı ülkelerde %10’a) gidiyor, çoğunluk büyümeden sıfır pay alıyor. (Rusya gibi ülkelerde daha da yoksullaşıyor)
  • Krallık Brexit ile Avrupa Birliği’nden ayrılıyor, ABD MAGA (Make America Great Again) peşine düşüyor, iklim krizi ağırlaşıyor, Arap Baharı sonucu istikrarsızlaşan bölgeden büyük bir göç ve mülteci dalgası tetikleniyor. Doğu Avrup’da ve Türkiye’de zayıf demokrasiler çöküyor.
  • Benim bir sene öncesinden “2021 Krizi” olarak isimlendirdiğim döneme bu arka planda giriyoruz.
  • 2021 Krizi’nden sonra dünya nasıl ve ne yönde değişecek? BU konudaki tahminlerimi de paylaşacağım. Şimdilik bir mola veriyorum.
  • Bundan sonra neler olabilir? Bu soruya cevap ararken güncelden başlayalım: Yeni Corona virüsü bu yılın başlarında Çin’de ortaya çıktı, iki-üç ay içinde dünyaya yayıldı ve bugün itibarıyla dünya genelinde 106,500 insanda teşhis edildi, 3600 ölüme yol açtı.

Mutlaka Oku; Corona Virüsü

  • Teşhis edilen hastaların ve ölümlerin %80’i Çin’de. Çin’i Güney Kore, İtalya ve İran takip ediyor. Onların ardından Fransa, İspanya, Almanya, Japonya ve Amerika geliyor. Virüsün yayılma hızı ve ölüm oranları son on gündür Çin’de azalıyor, diğer ülkelerde artıyor.
  • Covid-19’un ne zaman kontrol altına alınacağı meçhul. Bazı bilim insanlarına göre, yeryüzünde yaşayanların %60’ını etkileyebilir (4,5 milyar). Bunların çoğu hastalığı hafif grip belirtileri ile atlatabilir, ölüm oranı %1 olur deniyor. (45 milyon) Bunların da çoğu 65 yaş üstü.
  • Virüs bütün dünyaya, bu ölçekte yayılırsa belli başlı üç grup ülkenin etkilenmesi beklenir: 1)Sağlık altyapısı zayıf olanlar (Ortadoğu/Afrika) 2)Bedava sağlık hizmeti vermeyen, sağlık sistemi aşırı piyasalaşmış ülkeler (ABD) 3)Yaşlı nüfusu olan ülkeler (Japonya, Almanya, İtalya)
  • Dünyanın başkenti ABD’ye bu gözle baktığımızda, yaş ortalaması göreceli olarak yüksek (medyan yaş Türkiye’de 30.9, Japonya’da 47.3, ABD’de 38.1), sağlık altyapısı iyi, ancak sağlık hizmetleri özel ve çok pahalı. Ciddi bir kuşak çatışması var (OK Boomer hareketini hatırlayın)
  • Tarihinde ilk kez bir nesil, önceki nesillerden daha düşük yaşam standardına sahip, yaş gruplarının oy tercihleri arasında ciddi fark var (yaşlı kuşak muhafazakar, cumhuriyetçi, genç kuşaklar özgürlükçü, demokrat, ABD’de tabu olan sola/sosyalizme meyilli)
  • Özetle virüs salgını hem bir ekonomik gelir, hem de bir yaş sorunu. ABD’de (ve elbette yaşlı Avrupa’da) gençler, pek de haz etmedikleri yaşlılar hastalık sonucu hızla ölmeye başlarsa, sadece teşhis için bile kendilerinden büyük meblağlar istenen sağlık sistemine nasıl bakarlar?
  • Mesela salgın hastalığın çıkış ülkesi olan Çin, bu sağlık sorununu kısa zamanda kontrol altına alır, buna karşılık ABD kontrol altına alamazsa ve sorun bir sosyal faciaya dönüşmeye başlarsa gençler “otoriter ve komünist” Çin’e biraz daha dikkatle bakmaya başlar mı?
  • Ve tam da başkanlık seçimine giderken “serbest piyasanın erdemleri” ve “liberalizmin üstünlüğü” nutukları atan Biden Demokratların kongrelerinde, Trump da (hele ki çok övündüğü borsalar tepetakla giderken) başkanlık seçiminde “sosyalist” Sanders’a kaybeder mi?
  • 2008 krizi merkez bankası müdahaleleriyle “kolaylaştırma”, “kurtarma”, “toksik varlıklardan arındırma” sayesinde atlatılabilmişti. Olası 2021 krizi, hele ki 1,5 trilyon dolara ulaşmış olan öğrenci borçları patlarsa, bankerlere, finans kuruluşlarına para akıtarak atlatılabilir mi?
  • Yoksa başka bir şey mi olur? Varlık uçurumlarının en önemli nedeni, günümüzde varlıkların tamamına yakınının balonlaşmış olmasından kaynaklanıyor: Emlak, tahviller, hisse senetleri, türevler, türevin türevinin türevleri, arazi, tablolar, antika eşya, koleksiyonlar, patentler..
  • Bu varlıklara sahip olanlarla olmayanlar arasında uçurumlar var. Sıradan insanların %50-60’ının bir “kedisi bile yok”, sadece borçları var. En tepedeki %1 ise neredeyse varlıkların yarısına sahip. Ancak bu varlıkların parasal değeri balon.
  • “Filanca bir günde 1 Milyar $ kaybetti” gibi haberler okuyoruz. Anlıyoruz ki, filancanın hisse senetleri hızlı düşüşlerde değer kaybetmiş, filancanın da servetinden o kadar para eksilmiş. Servet o seviyelere nasıl ulaşmış? Ekonomiden daha hızlı büyüyen spekülasyon sayesinde.
  • İşte borsalar (özellikle de ABD borsaları) yaklaşık 40 yıldır bu balonlaşma dinamikleri sayesinde yükseliyor. Hisse senedi değerleri, ekonomik büyümenin kat be kat üzerinde artıyor. BU da kaçınılmaz olarak varlık (ve dolaylı olarak gelir) uçurumlarını büyütüyor.
  • Olası bir 2021 krizi bu dinamiği de süpürebilir. Örneğin Çin borsasına bakın. Çin, senede “sadece yüzde altı buçuk” büyüyor diye mi borsası 13 senedir yerinde sayıyor? Hatta geriliyor, Shanghai Composite 2008 zirvesinin yarısında, büyümesi daha düşük ABD ise çoktan ikiye katladı.
  • O halde olası 2021 krizinden sonra yeni bir boğa piyasası başlayacaksa bu, 1980-2020 tipi, sadece küçük azınlığı zenginleştiren bir boğa piyasası değil, 1950-1970 benzeri, varlık uçurumlarını büyütmeyen, eşitleyici ve düzleştirici bir bğa piyasası olabilir.
  • Son olarak Türkiye’ye gelirsek: TL’nin aşırı değer kaybı ve emeğin aşırı ucuzlaması Türkiye’yi bir cazibe merkezi haline getirecektir. Bugün bir dezavantaj ve tehdit gibi görülen “Suriyeli göçmenler” de Türkiye’nin emek arzı yaratabilmesi için bir avantaj olarak görülebilir.
  • Türkiye, dış yatırım almak ve yeniden istikrarlı, kalıcı, dengeli büyüme rotasına girebilmek için her şeye rağmen pek çok avantaja sahip. Dünyada nitelikli, ancak ucuz emek sağlayan pek az bölge kaldı. Asya artık ucuz değil. Çin, ulaştığı büyüklük nedeniyle cazip de değil.
  • Olası bir 2021 global krizi ile Türkiye’nin önüne bir kez daha fırsat gelecek. Avrupa’ya, dünyaya yeniden entegre olma, hızla büyüme, kalkınma, zenginleşme fırsatı. Bu fırsat, milliyetçi, İslamcı, fetihçi, savaşçı ajandalara kurban edilirse çok yazık olur.
  • USDTL, BIST100/USD, EMEA grafikleri ve dalga analizleri edilmeyeceğini söylüyor. En azından ben öyle okuyorum. Kısa vadede 2011-2020, uzun vadede 1980-2020 bir parantezdi, kapanacak diye okuyorum. Bilmiyorum belki de “wishful thinking” (hüsnü kuruntu). Öyleyse de öyle.
  • Orta/uzun vadeli perspektifimi dün ve bugün yazdığım bu uzun akışlarla paylaştım. Uzunca bir süre piyasa analizi yapmayacağım. Okuyan herkese teşekkürler.

Yazar; Tuncer Şengöz

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Video İndir | Yorumlar Libros Gratis | Free pdf download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x