Din, Osmanlı’dan Günümüze Gericiliğin en büyük Silahı Olmuştur!

Hadi bilgiseli yazalım. Biraz Osmanlı çiziktirelim ekrana.Bakalım neler çıkacak.

  • Öncelikle Osmanlı’nın parlak dönemlerinin elbette var olduğunu ama daha 16.YY başından itibaren işlerin bozulmaya başladığını belirtelim.
  • Bunun temel olarak iç/dış sebepleri var. En önemlileri Avrupa gemicilerinin keşifleri (dış), ülkenin toplum düzenindeki genel yıpranma (iç)
  • Gemici keşifleri 1.Avrupa’ya altın yığarak Osmanlı akçesine enflasyon baskısı getirirken Osmanlı ana gelir kaynaklarından biri olan kervanların da sonunu getirmekteydi.
  • İmparatorluk aygıtının zayıflaması da üretim gelir kaynakları üzerindeki denetimin kaybedilmesine neden oldu.
  • Daha 17.YY civarında Osmanlı mahalli yönetiminin ana kaynağı olan Tımar sisteminin çöküşte olduğu görülebilir.
  • Tımar’ın iltizamla yer değiştirmesi sahiplik ve hak iddialarını belirsizleşerek yeni feodallerin merkezi hükümete yükümlülüklerini sorgulamalarına neden oldu.
  • Yani Avrupa Feodalite-Krallık-Ulus Devlet dönüşümünü yaşarken, Osmanlı tersine sosyal devletten feodaliteye “geriledi”.
  • Şimdi, bunun halka yansımasına bakalım. İltizam sisteminin en büyük götürüsü toplum hayatında yarattığı etkilerdir.
  • Peki bu etkiler neler? Anlatalım:  Öncelikli etkisi Celali eşkıyası ve Fetreti olarak yansıdı. Ancak esas Anadolu toplumsal hayatını değiştiren Celali isyanları ile alakalı “Büyük Kaçgun”dur.
  • 16 YY’da Anadolu’da nüfus patlaması yaşanmıştı. Ancak toplum ekonomik sisteminin gelişememesi ve kuraklık büyük bir işsiz nüfus doğurdu.
  • Bunun sonucu ise “eşkıyalık” oldu. Yüzlerce yıl boyunca Anadolu köylüsünün sefalet altında inlemesinin temelleri de böyle atılmıştır.
  • Eşkiya da ve onu destekleyen devlet eşrafından kaçamayan Anadolu köylüsü çareyi çiftini bozarak kaçmakta buldu.
  • Özellikle 1600’lü yıllarda başlayan ve Osmanlı’nın çöküşüne kadar devam eden bu büyük göç “Büyük Kaçgun”dur. 1603-1608 çok şiddetlidir.
  • Artık yeni oluşan Türk köylerini anlatalım: “Artık sahipsiz kalmışlardı.Tüm mallarını bıraktılar.Hayatta kalmak için açlık ve sefalete razıydılar.
  • Zorbaların gelemeyecekleri yerlere çekiliyorlar, onların katlanamayacağı hayata intibak ediyorlardı.
  • Artık o ovalardaki bayındır köylerin zengin köylülerinin yerini beşer onar evlere dağılmış ilkçağlara dönmüş insan eskizleri almıştı.
  • Bu dönemde artık kervansaraylar da ortadan kalkmıştı. Zaten kervanlar uzun zamandan beridir yelkenli Avrupa denizcisinin karşısında yenilgiyi kabul etmişti.
  • Celali-Devlet arasındaki boğuşma Türk köylerini parçalayıp, dağıttı. Hele salgın denilen topyekun vergi, mal sahibi olmaktan nefret ettirdi
  • Bunun sonucunda Köylüler, üçer, dörder hane halinde verimsiz, susuz, sakar yerlere çekildiler.
  • Meskenlerin mühim bir parçası toprak içindeydi; diğer yarısı öbürüne yaslanıyordu.
  • Kurt hücumuna karşı at yılgılan kafakafaya gelerek, sıkı bir daire yaparlar. Köy evleri de tıpkı öyle birbiri üzerine abanarak bir küme yapıyordu. Bu küme çok defa bir kaplumbağaya benzer.
  • Çok alçak kapılardan hangi ocağın başına gidileceği kestirilemez. Ve tek bir dam halinde olan köyün üst sathındaki bacaların hangi kapıya ait olduğunu mal sahibi bile söyleyemez.” (Metin alıntıdır)
  • Kısaca Osmanlı’nın Anadolu köylüsüne yaptığı hizmet işte budur. Hemde bu sorunların daha Yavuz Sultan Selim döneminde başladığını söylesem herhalde şaşırırsınız.
  • Peki köylüler bu köy yapılanmasıyla eşkıyadan devletten kurtulabildi mi? Cevabı vereyim… Hayır.
  • O zaman da işte Türk köylüsü son silahını yani yoksulluğu kullanmıştır. At yok, giyecek yok, yiyecek yok. atlara yem/ahır bile yok.
  • Burada bazı hesapların sık sık bahsettiği Sümerler düzeyinden bir gıdım ileri gidememiş Osmanlı köylüsü işte bu köylüdür.
  • Buraya kadar okuyup sabır gösterenlere teşekkür edip şimdi işin bam teline geliyorum. Okumaya devam. Buraya dikkat…
  • Köy hayatında mal ve can güvenliğinin ortadan kalkmasıyla birlikte,halkın DİNİ DÜNYA görüşünde köklü değişiklikler vuku bulmuştur.
  • Kadercilik, İslamiyetin değil bu ekonomik çöküntünün sonucudur. Böylece gelişme yollarına ilerlemeye bir engel teşkil etmeyen din, bunalım döneminde ters bir rol oynamıştır.
  • Ekonomik çöküntü ve mali darlık devam ettiği için bazı medreseliler, çöküntünün nedeni olarak, birtakım kimselerin dine ve onun şeriatına aykırı işler yapmakta olduklarını ileri sürmekteydiler.
  • Garip olan şudur ki, bu türlü yobazların küfür diye halka yasakladıkları yaşantı, kendilerinin evlerinde sürdükleri yaşantının ta kendisiydi ve bu husus yüzlerine vurulduğu zaman, kolayca bir inkar yolu da buluyorlardı.
  • Medreselilerin mutaassıp zümresi, işi, halkta dine saygının azalmasının ve dinsiz denebilecek kişilerin halk arasında yaşamalarına göz yumulmasının Allah tarafından bütün Müslümanlara ceza verilmesine sebep olduğu biçiminde anlamlamış o zamanlar
  • Bu Müslümanlar dışındaki zümreye karşı şiddet olarak yansıma yapınca başta Rusya diğer devletlerin içişlerine karışma vesilesi olagelmiş.
  • Din, bu dönemde artık gericiliğin bir silahıdır ve bir üst yapı kuruluşu olarak toplumsal ilerlemeyi frenlemektedir. Tanıdık geldi mi?

Bu yazıyı yazarken Prof.Ömer Lütfi Barkan ve Prof.Hasan Reşit Tankut’un eserlerinden faydalandım. Burada keselim. Uzun oldu. Başka bir zaman da 1838 Balta Limanı Antlaşmasından bahsedelim.Kırım hadisesini bir arkadaşla konuşmuştuk.  Bitti… Okuyanlara teşekkür ederim…

 

Bu Konu, Analytics @fufibir Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Bir Cevap

  1. Rec ‏

Cevapla