Birkaç Hususu Arz etmek istiyorum! (‘Fişlemeler, Cezaevi, Zavallı suç ortakları!’)

Birkaç hususu müsaadenizle arz etmek istiyorum; çok vaktinizi almadan, sabrınızı zorlamadan. Diğer şerefli silah arkadaşlarım gibi ben de 15 yaşında üniforma giyip hizmetine girdiğim vatanımı, milletimi, devletimi canımdan çok seviyorum.

  • Cezaevinde iken damlatan musluk canımızı acıttığından defalarca dilekçe verip tamir edilmesi için çabaladık. Ucuz muslukların bozulmasından sıkılan ustalar “yeter artık, uğraştırmayın bizi” dese de.
  • Art niyetli davranmayan polise, jandarmaya, gardiyana çıt çıkarmadık. İşlerini kolaylaştırdık. “Teşekkür ederiz”, “Kolay gelsin” dedik. Cezaevi jargonuna yeni kelimeler kazandırdık. Saklama imkanımız olmadığından kuruyup çöpe gitmesin diye 3 kişi günlük 1 ekmekle yetindik.
  • Koridora bıraktığımız çöp poşetinin altına “sızdırırsa” diye gazete kağıdı serdik, çoğu zaman şaşkın bakışlar altında; devletimizin cezaevine bile kıyamadık.
  • Cezaevindeyken de, çıktıktan sonra gazetecilerle söyleşilerimde de aynı şeyi söyledim, söylüyorum: Kavgam, devletin (ve Deniz Kuvvetlerinin) içine sızmış bir çeteyle, yapılan bunca haksızlıklara alet olan-susan-görmezden gelenlerle, cehaletle, ayrımcılıkla, hukuksuzlukla.

  • 16 ay tutukluluğumda devletin tüm kurumları uğraştığı halde suç unsuru bulamamışken tek basamaklı IQ’suyla soru soran zavallıların çok merak ettiği konuya da açıklık getireyim: Eşimin ve benim anneannelerimiz kardeştir; çocukluğumuzdan beri tanışıyoruz. O vesileyle evlendik.
  • Bu dedektifcilik oynayanlara ibret olması açısından kısa bir anekdot paylaşayım: 2015’te NATO’da göreve katılış yaparken TMR Başkanı Korg.Ferit Güler kaç çocuğum olduğunu sormuştu. Anlam veremesem de iyiye yorarak “3 tane” demiştim.
  • O zaman anlamlandıramadığım bir şekilde abartılı bir tepki vermişti. Yüz ifadesinden hoşnutsuzluğunu anlamış, bazı arkadaşların şaka yaptığı gibi, Erdoğan’ın 3 çocuk kampanyasına katıldığımı düşünerek kızdığını düşünmüştüm. Ne kadar safmışım!
  • Aylar geçtikçe Ferit Güler’in ve eşi Mine Hanımın bazı listeler üzerinde çalıştıklarını duymaya başladım. 3 çocuklular, çocuğunun 3 adı olanlar gibi 3. Dünya ülkesi kriterleriyle o zamanki adıyla “Paralelci” listesi yapıyorlardı. Cihat Yaycı’nın kulakları çınlasın.
  • Hatta Mine Hanım açık açık “Ankara’ya dönünce bu listeleri vereceğiz” diyordu. 15 Temmuz akşamı konutuna saklanıp ortaya çıkmayan Ferit Paşa, 16-17-18-19 Temmuz günlerinde de suskunluğunu korudu.
  • Rakipleri ortadan kalkmış, 4 orgeneral kadrosu açılmıştı. Kendisi de 4 adaydan biri, hatta en güçlü olanı idi. Bu ince hesabın hazzıyla NATO koridorlarında eli cebinde ıslık çalarak dolaşıyordu.
  • Nihayet 20 Temmuz 2016’da makam odasında tüm personele bir konuşma yaptı. “Devlete yanlış yaparsanız bir gün devlet kapınızı mutlaka çalar. Sizin de kapınızı çalacaktır vs…” Ekşi yememişiz ki karnımız ağrısın. “Paşa galiba akşamdan kalma” diye düşünerek ayrıldık odadan.
  • Aynen dediği gibi de oldu. O toplantıya katılanlardan ilk olarak 29 Temmuz 2016 akşamı Ferit Paşa’nın kapısını çalan devlet, hizmetleri için teşekkür edip emeklilik kararını eline verdi. Bir gün önce üniformasıyla çıktığı makamına ertesi gün takım elbiseyle geldi.
  • Kocasının orgeneral olacağına kesin gözüyle bakan Mine Hanım, Ankara’ya dönünce hediye etmek için aldığı pahalı çantaları, porselenleri, kristalleri 3 yıldır “Paralelci” diye fişlediği personelinin eşlerine kaptırmaya çalışarak geçirdi Brüksel’deki son günlerini.
  • Ferit Paşa ise 3 yıl boyunca 8.000 Euro maaş almış biri olarak, karayoluyla Türkiye’ye dönerken kaybolmamak için ihtiyaç duyduğu 100 Euro’luk navigasyon cihazını yine fişlediği subaylardan birinden ödünç çaldı.
  • Hazırladıkları listeleri verme niyetiyle döndükleri Ankara’da gözaltına alınan eski general Ferit Güler, bildiğim kadarıyla halen tutuklu. Dilerim bir suçu yoksa (fişleme büyük suçtur ama henüz ondan yargılanmadığına eminim) acilen özgürlüğüne kavuşur.
  • Eşimle nasıl tanıştığımı sorgulayacak kadar ileri giden densizler! Devlet benim kapımı çaldı, 16 ay misafir etti, ama bir suç bulamadı. Cihat Yaycı zavallı suç ortaklarıyla heyet kurup bütün çalışmalarımı inceletse de bir hata bulamadı.

Peki devlet sizin kapınızı da çalsa, ey “toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok” olanlar, “haine uyup sancağı elden yere düşürenler” Aynı rahatlıkla, kendi ayağınızla, başınıza örülen çorabı bilerek, uçak biletini de kendi cebinizden ödeyerek gidebilecek misiniz?

Evet diyemiyorsanız hadi, dağılın marş!

Bu Konu, Cafer Topkaya @c_topkaya Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir