Bir Hayat Hikayesi

1984 – Doğmayı beceremedim, ilk mağlubiyet. 9 ay 27 gün boyunca, plasenta kuruyana kadar “rahimde”, ardından 10 gün kadar bokumu yiyerek “hayatta” kalmışım. Mosmor 4.750 doğmuş, ciğerimden 3 litre sıvı çekmişler, yatırmışlar küveze. Annemi de az daha öldürüyormuşum.

  • 1988 – Sünnetim, 4 yaşında iken 3 yaşımdaki kardeşimle birlikte olmuşum. Fazlalıktan ayrılırken çok ağlamışım. Ardından kardeşimi de sünnet etmek isteyen sünnetçiye ustura çektiğim söylenir. O mağlubiyetten beri aile konusunda hassas, bıçaklar hususunda mütehassısım.
  • 1989 – Anaokulundan “sapık” olduğum gerekçesiyle kovuluşum. Efsaneye göre; bir kızı, pandasını(?) da aracı olarak kullanmak suretiyle, soymuş ve yanında soyunmuşum. Bizi çıplak bulanlar benim her şeyi bilinçli yaptığıma karar vermişler. Oysa her şey pandanın tezgahıydı.
  • 1990 – Rahlaya çıkıp “Kababunga” diye bağırdığım için Kur’an kursundan kovuluşum. Aynı sene zaten orucumu da bozmuştum. Gece ıslık da çalmıştım. Bu vesile ile bir kez daha özür dilerim Hacı Şükran, sana layık bir torun olamazdım.
  • 1991 – İzmir. Bakıcımız dörtyollu Pakize’ye benim komşudan çaldığım kol saati yüzünden hırsız damgası vuruluşu. Korkumdan doğruyu söyleyemedim. Kız utancından evden kaçtı… Orospu mu oldu, başına ne geldi? Bilmiyorum… Vereceğiz elbet, belki de verdik… her hesap gibi.
  • 1992 – Fuar’da adam olacak çocuğa katılıp, yeterince sevimli olmadığım için sanırım… Televizyona çıkartılmayışım… Belki de adam olamayacağı belli bir çocuktum, Barış Abi kıramayıp reklam arasında aldı beni. Bilemiyorum. Tesellim: okuma bayramında kırmızı kurdele benimdi.
  • 1993 – Yazları yanında çalıştığım Avukat dayımın yanından disiplinsiz olduğum gerekçesiyle kovuluşum. Daktiloyu bozmuştum. Bir de… Çalışma şartlarım sekreterle eşit değil diye dayıma çıkışmıştım, telefonlara bakmama izin verilmeliydi. Hala haklı olduğumu düşünüyorum.
  • 1994 – Karşıyaka Halk evinin kapatılması, 2 yıldır severek gittiğim karma yaş gurubu tiyatro ekibimizin dağılması. Sanata ilk küsüş, sonrada galiba adet edindim. Yine de bırakamadım mereti… Bu da benim kendime verdiğim rüşvetim na’palım?
  • 1995 – Babama özenip -babam büyük bir gitaristti, en azından benim için- gitara başladım. Babam kıymetli gitarına kıyamayıp, hevesimi kırınca, gitarın tellerini koparışım… Ciddi bir mukavemet… Sağlam dayaklı, güzel bir mağlubiyet… Hala “saza niye gelmedin?” çalabiliyorum.
  • 1996 – Dayıma Hac’dan gelen Arap atarisini tamir edeceğim diye açıp, kapatamayışım. Tornavidalardan soğumam… Ailedeki tüm çocukların yüz karası olmuştum. Çitlembik’in kırlarda koşarken vurulup düştüğü sahne gibi hatırlıyorum burayı. Zaten top sektirmeyi de hiç beceremezdim.
  • 1997 – Anneme “takdir alacağım, yeter ki babamı boşama” dediğim sene. Davranış puanlarım yüzünden teşekkür almıştım. Neymiş? Büyüklerimi saymıyor muşum? Büyük görünce büyüklüğünü sınamak isterim eskiden beri, zaten teşekkürü de kabul etmedim. Ben teşekkür ederim dedim geçtim.
  • 1998 – İlk aşkım, öğretmenimin kızı Fulya’ya ilan_ı aşk ederken “abla” dedim… Saçımı okşadı gitti. O günden beri; hiç bir zaman, doğru anda, doğru kadına, doğru sözü söyleyemem.
  • 1999 – İlk sabıkam, sevgilime laf attı diye Biri Bizi Gözetliyor yarışmasından birini dövdüm. Götümüzden kan alıyorlardı. 250.000 Dolar tazminat istedi Kral Tv avukatları… Babam araya mafya soktu, karşı taraf beni arabayla ezmeye kalktı. Sonuç : 5 yıl Gözaltı. Pişman değilim.
  • 2000 – Baktım doğru sözü söyleyemiyorum, yazmaya karar verdim. Ona hissiz davrandığımı söyleyen sevgilime, gerçek hislerimi anlatan bir mektup yazdım. Sekiz sene yanımda kaldı. Gittikten sonra hep kadınlara hislerimi mektupla yazdım; ağzıma sıçıldı. Sanırım bunu bırakmalıyım.
  • 2001 – Basketbolda yaş gurubumda takım kaptanıyken, kemik ölçümleri yapıldıktan sonra genç takıma alınmayışım. Ölçtüklerinde boyum 1.72 idi, 4 numaraydım. Sırtı dönük oyunlarda bi harikaydım! Uzamazsın dediler, uzayamadım. 1.77 ‘de konu kilit! İyi forumlar.
  • 2002 – Sabancı’dan burs reddeşim. Komünistlikten… yalan la hanımcılıktan! Hanım “iki yıllığa gidelim, çabuk biter sonra evleniriz” dedi. Ben de bizimkilerden habersiz reddettim, İzmir’de kaldım. Zarfı bulan babam ceza olarak tiyatroyu bırakmamı istedi, el mecbur kabul ettim.
  • 2003 – Dokuz Eylül Turizm İşletme Hani hayatta olmamamız gereken yerler vardır ya? Orada olmak bizden eksiltir, azaltır, bizi bizden düşürür ya? İşte burası öyle bir fakülteydi, Buca… Ben boğazlı kazaklarla ülke kurtaracağım neşeli günleri beklerken… İ.Mansız saçlı apaçiler!
  • 2004 – Gaming’i bırakmam. Eskiden beri ataricilik var, bir patladı LAN üzerinden oyunlar! Kimle oynasam benle ol diyor, eline veriyorum herkesin Q2, Half – Life, Unreal, CS ‘de ilah gibiyim. CHE diye klan kurdum tam Amerika’yı kendi oyununda yeniyordum… P-III çıktı, alamadım.
  • 2005 – Tribünü bırakmam. Deli gibi Karşıyaka maçlarına gidiyorum. Sosyalizmin olduğu tek yer gibi o zaman. Herkes eşit. Herkes omuz omuza… Halay da sevmem ama??? Bir kanım kaynadı, yeşil kırmızıya. Delicesine seviyorum. Ama hanım yine isyanda, diyor hani sen tiyatrocuydun?
  • 2006 – Götü göbeği bırakmam. Ya ilişki uzadı; yemek falan öğrendik ikimizde. Deli gibi yapıp yapıp yiyoruz. Bir de tavşan gibiyiz söylemesi ayıp, ezeli sevdalara, one lovecılara semtçe hastayız. Eleği astık yirmili yaşlarda. Tiyatro yok, basket yok, göbek online 120K, gj boy!
  • 2007 – Babam öldü. Bıyığını takmaya kalktım. O yıllardaki fotoğrafımı bir ara buraya yükleyeceğim. Babamın öldüğü yaştaydım. 56 doğumluydu babam. babam gitarist ve komformist, babam yer yer faşistti! Babamın taşaklarına kurban olurum.
  • 2008 – Babam hala ölü. Bıyığı da düşürüp duruyorum. Bir firmada çalışıp insanlara internet sitesi satıyorum, meğer dolandırıcıymışım… Üstüne dolandırılmışım! Baktı bende durmuyor, annem bıyık bıraktı. Ben tiyatro kazandım. Bu mağlubiyetin tek tesellisi : bir kadın tanıdım.
  • 2009 – Dokuz Eylül’e bu kez oyuncu olarak dönüyorum. Turnede “Yaz Gecesi Rüyası” oynuyoruz. Mezuniyet oyununda figüranım. İşçileri oynuyoruz. Ailem ve sevgilimin ailesi izlemeye geldi. Bütün oyun boyu tek solo sahnem, rezil oldum. parkenin sesini duydum. Ama annem çok mutluydu.
  • 2010 – Yazıp yönettiğim ilk oyun “Aşk’ı Rating”, hemşehrim M.Ali ile antakya kadınlarını ifşa etmiştik. Oyunun o gün çalıştığı ekipteki herkes tiyatroyu bıraktı. Ben hariç… Dipnot:Afişte yönetmen kısmına “yönetmem” yazan anarşist şişko çocuk, seni hiç arkada bırakmamalıydım!
  • 2011 – Melankolik yavşaklar, drama kraliçeleri! Bu sene bizim senemiz; hanımla ayrıldık. Daha doğrusu ben fakülteyi kazandıktan sonra, onu da yanıma çektim. Ardından destek olduk birbirimize, o yeditepe italyanca tasarım kazandı, elimde papatyalar vardı. tekmeyi bastı. AYRILIK!!!
  • 2012 – masum olmadığımı anladım.LPG çektim cigerpareme nefes yerine, adını nefret koyduğum %50Rakı ve %50tekila içeren, ölümsüz kokteylimle, mezuniyet senemde yazdığım değil, kustuğum “Anason & Yasemin”den tezimi de vererek mezun oldum. Kusursuz bir saplantıya aşk denir değil mi?
  • 2013 – İzmir’e döndüm. Hanım da geri döndü. Baktık eskisi gibi değiliz, biz. Yalanmışız. Dedik ki bazı şeylerin yarısı… tamamından daha güzel? he babam? düşe kalka dedik, efendiden? inceden,incitmeden tam bitti… Yasak aşka düştüm. “Nezaket Kuralları” >> join army! >> Gezi!
  • 2014 – Kıbrıs üstümden geçmişti, yasak aşkta yasak işte. konuşamıyorsun bile. ben bunu da yazmaya başladım. lanetim gibi oldu. kendimden soydum kendimi, kabuğum nezaketim diyordum. vitaminim? Önce apandist,safra, ardından mide kestirdim ortadan. Saçlarımı da kazımayı bıraktım.
  • 2015 – Kıza açıldım. Abin falan değilim dedim, Asuman? Hem hayırdır kızgınsın. seviyorsak ipnelik mi ettik? ben dedim senin bildiğin erkeklerden değilim! Dedi ben zaten bilmiyorum kimseyi. Masal okuma dedi. Maval okuma. Ağır ol! Ciddi bir mukavemet daha gösterdi küçük hobbit!
  • 2016 – ben abi değilim partisi! beni evlerine çağırdı. efendi gibi yılbaşı kutlayacaklardı, rakılı! Benim de canım gıplanıp yiyişmek istiyordu işte… artık ağır olmayacaktı küçük hobbit şerre karşı… sikerlerdi. yeterdi. Parti içinde parti verdi. Sonunda Abi değildi.
  • 2017- Ppev!!! Perdesiz Performans… Karabalık Sahne… Nam-ı diğer “her şeyin mümkün olduğu yer?” bu kadar mümkünatsızlık içinde ne büyük cümleler! hey hat! kader! meğer her şey mümkünmüş de, sihirli eğer yokmuş sırtında rosinant’ın? “bazı atlar koşmazken de attır!”
  • 2018- Yine aşık oldum. na’payım orjinal kusurlara hastayım dayım? Prenses olmayınca maryo zıplamaz. Süper olmak için mantar da yetmiyor her zaman. Reddedildiğim gün tüm sahneyi siyaha boyamıştım… Sonra kabul etti içeriyi de yeşile/mora boyadım. Aşk hep onurlu bir mağlubiyettir.
  • 2019 – Daha kötüsü olamaz diyordum. Yani… 2 ameliyat birden oldum. Ardından yürüyemedim, eklem romatizması oldum. tiyatro battı, borç gırtlağı aştı. götüm başım şaştı. hislerimin yerini kürt böreği ve esrarengiz nergisler koklayarak doldurmaya çalıştım. Burnum kokuya alıştı…
  • 2020 – Yek! Karşıyaka’ya borcum, babama borcum, Özgür’e borcum… Fenerbahçe’nin 21 yıllık serisini de yekte bitirmiş olduğum gerçeği… Dağılan ordularım. Yıkılan kapılarım. Yaktığım gemiler! daha bitmedi abiler, bitmedi! 35 oldum… Oldum da…. buçuğunu daha kimse görmedi!

Yazar; sondinozor

guest
2 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
Anonim
Anonim
5 yıl önce

Ben’de doğmayı beceremedim aynı senin gibi bokumu yemişim 98 doğumluyum… Aynı senin gibi hayat bok gibi neriye gitsem sanki bir lânet benimle. 12 den beri…..

Anonim
Anonim
5 yıl önce

siksen okumam sonuna kadar ama okuttun garip ben okuduysam herkes okur seni yazmaya devam

mutlakaoku.com |
2
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x