Anime, Animasyon, Çizgi Film Önerileri

Selamlar! Epeydir aklımda olan, derli toplu kalsın diye yazdığım, çok sevdiğim anime, çizgi film, animasyon filmleri paylaşmak istiyorum. Herhangi bir sıralama yok, ekleme yapabilirsiniz.

  • Aşırıcılar (Arrietty) – Müthiş bir öğleden sonra filmi. Ailece izleyip bayılmıştık. Evlerimizde yaşayan minik varlıklar olduğunu, ve mesela 1 küp şekerle bütün kışın şeker stoğunu yaptıklarını düşünün. Mekan ve eşya tasarımını övmeden geçemeyeceğim.
  • Whisper of Heart – Görsel olarak tatmin edici, aşk ve ilham üzerine bir film. Ayrıca dönemin Tokyosuna, yaşam biçimine ve gündelik hayatına dair anlatımlarda bulunuyor. Tek başına battaniyenin altına gömülüp izlemelik.
  • Küçük Deniz Kızı Ponyo – Elbette bu listede bolca Miyazaki var, en sevdiklerimden biri Ponyo. Tam bir keyif filmi, diğer filmlere göre biraz daha çocuk filmi saylanabilir. Su altı tasarımını -inanılmaz- buluyorum.
  • Denizin Şarkısı – İrlandalı yönetmen Tomm Moore filmi, tarzını muhteşem buldum, güzel bir kardeşlik hikayesi. Kendi kültürel ögelerini bol bol kullanmış, haliyle biraz soğuk ve sert bir gizemi var. Filmin müziklerini de dinlemenizi tavsiye ederim.
  • Akira – 88 yapımı, 2019’da geçen oldukça sıkı, distopik bir gerilim filmi. Mısırı birayı alıp, büyük ekranda karşısına geçmelik bir film. Çok tarzım değil ama hakkını teslim ediyorum. Bu sene tekrar izlemek lazım ^^
  • Paprika – Satoshi Kon işi. Beni oldukça yorduğunu söylemek isterim. Bu kadar çok karakter, mekan, öyküde iç içelik, bilinçaltı, rüyalar, teknoloji falan derken kendinizi yorulmuş ama aşırı derecede tatmin olmuş buluyorsunuz. Müzikleri harika.
  • Tepetaklak Patema – Bu da yumuşak masalsılıktan uzak, biraz zorlayan bir bilim kurgu. Tüm detayları hatırlamıyorum, tekrar izlerim dediğim bir film. İki farklı yer çekimi, iki yaşam, güçlü final. Oldukça sevmiştim.
  • Wolf Children – Bolca gülüp ağlasam da en belirgin his sinirdi sanırım. Güzel güzel okulunu okuyan kızımızın hayatının birden yalnız bir anne olarak nasıl boka sardığını ve fedakarlıklarını görüyoruz. Evet çok iyi film ve evet ufaklıklar aşırı sevimli ve evet sinirlendim.
  • Ateşböceklerinin Mezarı – Konusuna bakmadan izlemiştim, çok bir beklentim yoktu ve öylesine açmıştım. Bilmiyorum, şimdiye dek en çok ağladığım film olabilir. Savaşın tahribatı ve kardeşlik üzerine, çok iyi bir film.
  • Rüzgarlı Vadi – Miyazaki’nin bence en politik filmi. Çok katmanlı bir ekolojik isyan, faşizm, post apokaliptik bir dünya. Çok eski olmasından mütevellit diğer filmlerde göre teknik olarak daha zayıf, hikaye olarak ise çok güçlü, sert bir film.
  • Perfect Blue – Daha önce bu filmle ilgili Fight Club’a benziyor diye bir şey okumuştum ve evet. Bu da bir -çizgi filmden beklenmeyecek ölçüde- yorucu, iç içe geçmiş olaylar ve psikolojik gerilimle sarsıcı ve sert bir eser. Yönetmen yine Satoshi Kon.
  • Dünyanın Bu Köşesinde – Netflix’te denk geldiğim, 2. Dünya savaşında Japonya’yı anlatan bir öykü. Savaşta geride kalan kadınlar ve yoktan var etme çabaları oldukça duygusaldı. Olay akışı masalsılıktan çok uzak, gerçek bir film.
  • Tokyo Godfathers – Yine bir Kon filmi ama bu sefer epey farklı. Bir alkolik, bir trans kadın ve bir ergen evsiz çöpten bebek bulurlar ve olaylar gelişir 🙂 Diğerlerine göre daha sıcak ama daha ağır ilerleyen bir film.
  • Prenses Mononoke – Miyazaki’nin neredeyse tüm filmlerinde olduğu gibi yine güçlü bir kız çocuğu, Mononoke. Bu filmi de çok politik buluyorum. Aç gözlü insanlar ve doğa arasında orta yolu bulmaya çalışan bir salak oğlan var bir de. Ormanın Ruhu ve ağaç cinleri harika değil mi?
  • Ruhların Kaçışı – Bu Miyo beyin en sevdiğim işi (oscar ödüllü). Gelmiş geçmiş en iyi filmlerden birisi. Her sanat eserinde olduğu gibi üzerine çok farklı okumalar yapılan, defalarca izlenebilecek bir film. Her karakter muhteşem, ne denir bilemedim.
  • Sing – Sadece anime paylaşacak değilim. Sing de son yılların bence en iyilerinden. Özellikle açılış sahnesindeki o şehir/karakter gezintisine ba-yıl-dım. Favori karakterim dansçı domuz, gözlerimi alamadım 🙂
  • The Secret of Kells – Bir Tomm Moore filmi daha. Ürkütücü yönleri olan, çizgisel olarak çok özgün bir film.
  • Isle of Dogs – Bu filmi yılbaşı tatilimizde izleyip deli gibi keyif almıştık. Bir Wes Anderson filmi. Filmi sevmemize sebep şeylerden biri köpeğimiz olması ise de, bir diğeri köpekleri “sevimli şeyler” olmaktan ziyade yetişkinler gibi yazmış olmaları. Anderson tarzına ayrıca…
  • Paddington – Sürekli gerçekleşen sakarlık hikayelerine tahammülüm biraz az, bazı yerlerinde bu nedenle ruhum sıkılsa da, tam kahvaltının arkasında açılmalık film. İkincisi de çıktı, henüz izleyemedim.
  • Spirit: Stallion Of The Cimarron – Çocukken televizyonda denk gelince sevinçten aklımı yitirirdim. Hala kendimi kötü hissettiğimde ilaç gibi gelir, bir bardak süt ısıtıp karşısına geçerim.
  • Kabakçığın Hayatı (Ma vie de courgette) – Bu filmi •inanılmaz• seviyorum. İçimde bir şeyler zıplıyor gördükçe. Yetimhanedeki bir grup çocuğun neşeli-buruk öyküsü. İsviçre – Fransa ortak yapımı film, İsviçre’den Oscar adayı da olmuştu.

Yazar; Buket

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Pdf Free Books Download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x