ABD’nin Suriye Politikası ve Stratejisi; Tarihten Bugüne

Tarihten Bugüne ABD-Suriye Bilgiseli Uzun bir flood ve kaynakça var. Flood sona erince kaynakça flood sonuna eklenecektir. Flood PYD / Türkiye / Esad / Rusya ve Katar Doğalgazı ile devam edecektir.

  • Soğuk Savaş yıllarında Suriye ile Amerikan ilişkileri daha çok Suriye’nin politikasının İsrail karşıtlığı üzerinden şekil almasıyla ABD karşısında dolaylı bir düşman pozisyonuna geçmiştir.İsrail’in Golan Tepeleri’ni 1967’de işgale başlaması ile ileri bir boyuta taşınmıştır.
  • Bu dönem ve daha sonraki dönemlerde de geçerli olacak olan, ABD’li stratejistlerin ve politikacıların İran’ı yalnızlaştırma ve İran’a karşı ortak bir cephe oluşturma faaliyetleri Suriye’yi dolaylı yoldan hedef tahtasına oturtmuştur.
  • Ortadoğu’da Amerikan çıkarlarını sabote edecek bir anlayışı benimseyen Suriye’nin İran’a yakın olması normaldir. İran’daki Amerikan rehineleri olayında ve İran ile Irak arasında yaşanan sekiz yıllık savaşta Suriye’nin İran’ın yanında yer alması buna örnektir.
  • Lübnan’daki Hizbullah’a Suriye’nin destek vermesi yine ABD’ye karşı yapmış olduğu dolaylı stratejik hamlelerden biridir. 1974 sonrası ABD, Suriye ve İsrail arasında arabuluculuk girişimlerini sürdürse de güçlenen Baas hareketi ile ABD-Suriye ilişkileri yüksek tansiyonlu olmuştur.
  • Suriye’de 1970 yılında Hafız Esad’ın darbe ile iktidarı ele geçirmesiyle başlayan süreç, Batı ile olan ilişkileri resmi bir çerçeveye oturtmuştur. Aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin 1971 yılında Tartus’ta kurmuş olduğu deniz üssü, Suriye ile Sovyetleri yakınlaştırmıştır.
  • Bu süreçte Suriye, Sovyetler’den hem askeri hem de ekonomik yardımlar almış ve Soğuk Savaş’ın bitimine kadar Sovyetler, Suriye’nin dış destekçisi olmaya devam etmiştir.
  • 1973’te Araplar ile İsrail arasındaki savaşta ise Suriye, Mısırla hareket etmiş ve İsrail karşısında yenilgiye uğramıştır. İsrail düşmanlığı ortak noktasında Mısır ve Suriye ilişkileri 1974 yılından itibaren Suriye’nin Lübnan’a daha fazla önem göstermesi ile kısa sürmüştür.
  • 1974 yazında ABD Başkanı Nixon’ın Suriye’ye yaptığı ziyaret Suriye’de karşılık bulmamıştır. Ancak bu ziyaret ve İsrail’le Camp David Anlaşmalarının imzalanması sonrası Amerika’nın Arap dünyasındaki nüfuzu artmıştır.
  • Bütün bu krizlerden sonra, ABD, Suriye’yi 1979 yılında “teröre destek veren ülkeler” listesine eklemiş ve İran’da kurulan rejimin tanınmasının ardından İran’daki rehine krizinde ABD Büyükelçiliği’ne baskın yapan teröristlere açıktan destek vermesini buna sebep etmiştir.
  • 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesiyle Suriye ABD’yi tam olarak karşısına almıştır. 1983 yılında ise Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleşen bombalı saldırılarda ABD Büyükelçiliği ve deniz üssünde yaklaşık olarak 300 kişi yaşamını yitirmiştir.
  • Beyrut’ta gerçekleşen bu saldırılarda ABD doğrudan Suriye’yi sorumlu tutmuştur ve ardından havadan gerçekleştirilen operasyonlarla Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nde bulunan Suriye’nin uçaksavar tesisleri vurulmuştur.
  • Her ne kadar Suriye bu olanlardan sorumlu tutulsa da, Hizbullah bu saldırıları üstlenmiştir. 1985 Haziran’ında Hizbullah’a bağlı teröristler Yunanistan ile İtalya arasında sefer yapacak olan uçağı kaçırıp Cezayir’e götürmüşlerdir.
  • Bu kaçırılma olayını planlayan teröristler bu olayların hemen ardından bir ABD deniz piyadesini öldürmüştür. Soğuk Savaş’ın getirdiği bu karanlık atmosferde bölgesel çapta buna benzer birçok olay yaşanmıştır ve ABD zaman zaman sert güç diplomasisinden geri adım atmamıştır.
  • Bu ABD’yi Suriye’nin gözünde, bölgeden çıkarılması gereken düşman ve “işgalci devlet” konumuna getirmiştir. Dönem içerisinde ABD ile Suriye arasındaki ilişkilerin ilerletilmesi, Suriye’nin İsrail’le diyalog kurması ve İsrail ile ilişkileri geliştirmesinden geçmektedir.
  • Doğu Bloğu’nun Ortadoğu’da güçlü müttefiği olan Suriye’nin bu dönemde ABD ile ilişkileri iyi seyir izlememiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Suriye, ABD ile ilişkilere önem vermiş bu kapsamda Birinci Körfez Savaşıda Irak’a karşı oluşturulan koalisyonda yer almıştır.
  • Ama diğer yandan Sovyetler’in dağılması Suriye’nin aynı zamanda en önemli müttefiklerinden birini ve özellikle uluslararası arenada siyasi ve askeri desteğini yitirmesine sebep olmuştur.
  • Sovyetler Birliği bir o kadar da Baas rejiminin arkasında esin kaynağı ve direnç olmuş ve bu direnç ortadan kalkınca Suriye yaşanan bölgesel krizlerde bir ittifak dahilinde hareket etmiş ve bunun dışında hareket edememiştir.
  • Suriye, 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle gelişen krizde koalisyon güçleri içerisinde yer almış ve bunun karşılığında ABD, Suriye’nin Lübnan içerisinde etkinliğini daha da artırmasına izin vermiştir. Lübnan’da yer alan Suriye muhalifleri etkisiz kılınmıştır.
  • Her ne kadar Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonraki ilk 10 yıl içerisinde ABD’li üst düzey yetkililer Suriye’ye birçok ziyaret gerçekleştirmiş olsa da, ABD, Suriye’yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmamıştır.
  • Büyük ölçüde iki ülkenin bölgedeki menfaatleri birbiriyle örtüşmese de gerginliğin tırmanmasında taraflardan biri genel olarak geri adım atmaktadır. Ve genellikle ABD’nin istekleri doğrultusunda taviz veren taraf Suriye’dir.
  • Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Suriye-İsrail arasında başlayan barış müzakerelerinde, ABD’nin de arabulucu rolüyle ilişkiler geçici bir yumuşama dönemi yaşamıştır. İlişkilerin yumuşamasında Hafız Esad’ın Birinci Körfez Savaşında ABD’nin başlattığı savaşa destek vermesi önemlidir.
  • Müzakerelerin sonuna doğru ise İsrail’de Sharon’un iktidara gelmesi,ABD’de Bush’un seçilmesi ve ardından Hafız Esad’ın ölmesiyle süreç çıkmaza girmiştir.Aynı zamanda Suriye’nin Golan Tepeleri’ni geri istemesi bu müzakereleri doğrudan engelleyen bir sebep olarak ortaya çıkmıştır.
  • 10 yıl süren müzakereleri sonuç vermemekle Filistinlilerin İsrail’e karşı başlattığı İkinci İntifada ve Suriye’nin Filistinlilere verdiği destekle ilişkiler bitme aşamasına gelmiştir.
  • Suriye aynı zamanda bu süreç içerisinde Hizbullah’a ve Hamas’a da büyük ölçüde destek vermiştir. Suriye rejimi ve Beşar Esad’ın bir diplomatik koz niteliğinde yaptığı bu hamleler, dönemin Arap basınında da geniş yer tutmuştur.
  • 2002 yılında ABD Savunma Bakanı’nın “şer ekseni” olarak İran, Irak ve Kuzey Kore’nin yanı sıra Suriye’yi de saymasının gerekçelerinden birisi,Şam’ın Hizbullah ve Hamas’a desteğidir.ABD’nin Irak’ı işgali ile Suriye’nin Irak’taki direnişe destek verdiği de ileri sürülmüştür.
  • Suriye ise Irak’taki istikrarın ve toprak bütünlüğünün ortadan kalkması durumunun kendi çıkarlarına ters olduğunun altını çizerekten Irak’taki direnişe destek olunduğuna dair haberleri yalanlamıştır.
  • Lübnan’da Suriye muhalifi olan siyasetçilere yönelik suikastlerin devam etmesi 2005 yılında Refik Hariri suikastinin arkasında da yine Suriye’nin olduğu algısını güçlendirmiştir. Sorunlarda bir diğer açmaz ise kitle imha silahları mevzusudur.
  • O dönemde Suriye’de kimyasal silah başlıklı yüzlerce Scud füzesi olduğu tahmin ediliyor. Bu noktada Suriye ile birlikte Arap cephesinin, İsrail’in nükleer silahlardan arındırılması gerektiğine dair yaptığı vurgu iki taraflı çözümsüzlüğe yol açmıştır.
  • Suriye rejiminin kitle imha silahları geliştirme çabalarının arka planında ise İsrail’in konvansiyonel silahlarda Suriye’den gelişmiş olması yer alır. Bilindiği gibi, Sovyetler’in dağılması ile artık Suriye askeri anlamda teknoloji transferi yapamamıştır.
  • 2008 yılında ABD’de Barack Obama’nın başkan seçilmesiyle birlikte 2009’da Suriye ile müzakere kanalları yeniden açılmıştır. 2005 yılında Hariri suikastinden sonra geri çekilen büyükelçi yerine, Obama yönetimi diplomat Robert Ford’u Şam Büyükelçiliği’ne aday göstermiştir.
  • Suriye’ye karşı bir yandan yaptırımlar devam ederken, Obama yönetimi yeniden bölgede barışı tesis etme söylemi altında Esad ile diyalog kanallarını kurmak istediklerini belirtmiştir.
  • Bunun için ise öncelikli şart İsrail ile barış sürecinin sürdürülebilmesidir. Ancak Arap ülkelerinde çıkan isyanın zamanla Suriye’ye sıçraması ve Suriye’ye karşı uluslararası yaptırımların devam etmesi ile ilişkiler, Bush’un bıraktığı yerden devam etmiştir.
  • Diğer yandan Amerikan Büyükelçiliği faaliyetleri de bu döneme damga vurmuştur. ABD’nin Şam Büyükelçisi Robert Ford’un 2011 Haziran ayında Hama’yı ziyareti sonrası artan kaos ortamı Suriye rejimini endişelendirmiştir.
  • Bu gerginliğin arkasından gelen tepkiler sonucu ABD Şam’daki Büyükelçiliğini kapatmıştır. Sonrasında ABD’den gelen resmi açıklamalarla Amerikan tarafı Suriye’deki muhalif gruplarla iletişim kuracağını söylemiştir.
  • ABD’nin Suriye’deki olaylara hiçbir şekilde kayıtsız kalmamasını gösteren örneklerden biri Savunma Bakanı Hagel’ın yaptığı açıklamadır. Hagel, bu açıklamada “Sanılanın aksine Suriye, Amerikan çıkarları açısından petrol zengini Libya’dan çok daha önemli bir ülkedir” demektedir.
  • 3 yıl süren diplomatik çözüm arayışları Suriye’deki savaşı durduramamıştır.ABD’nin Suriye’deki rejime kıyasla tehdit gördüğü dindar görünümlü terör gruplarının alan hakimiyeti kazanmasıyla ABD, kendi deyimiyle “demokrasi taraftarı ılımlı muhaliflere” silah sevkiyatı başlatmıştır.
  • Bundan ÖSO yararlanmış, ancak daha sonra 2014 yılında Irak El-Kaide’sinin devamı niteliğinde olan IŞİD’in Suriye’de güçlenmeye başlamasıyla PYD terör örgütü ABD’nin Suriye’de stratejik ortağı olmuş ve bütün askeri yardımlar bu sefer PYD/YPG terör örgütüne gitmiştir.
  • Bu sayede, ABD, IŞİD’i yok etme bahanesiyle PYD/YPG terörüne alan açmaya başlamıştır. Suriye’nin kuzeyinde stratejik noktaların bu terör örgütü tarafından ele geçirilmesi ile,
  • ABD ve Rusya’nın yardımıyla Akdeniz’e açılan bir terör koridoru oluşturma çabaları bölgedeki çatışma ve istikrarsızlığı artırmış ve a bölgenin ekonomik yapısı büyük zarar görmüştür.
  • İsrail’in örtülü faaliyetler yürüttüğü Golan Tepeleri’nde ise, Suriye’nin alacağı olası tedbirlere mani olmak adına ABD, İngiltere, İsrail ve Ürdün Suriye’nin güneyindeki silahlı muhalifleri “Yeni Suriye Ordusu” adı altında teşkilatlandırmıştır.

  • ABD, stratejik çıkarları kapsamında PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı PYD/YPG’nin ana omurgası olan ve bünyesinde çoğunlukla Kürt, Arap, Süryani ve Ermeni grupları barındıran SDG’yi de teşkilatlandırmıştır.
  • Tüm bu hamlelerle, ABD ve müttefik güçleri, Suriye’nin doğusunu rejimin elinden kopartmak için rejimi hem güneyden hem de kuzeyden sıkıştırmayı amaçlamıştır.
  • Aynı zamanda Suudi Arabistan ve İsrail’in jeopolitik kaygılarının İran üzerinde odaklanmış olması ve bu mücadelenin Suriye’deki güç boşluğunda doğmuş olması bir gerçektir.
  • İran’ın nüfuz alanını ortadan kaldırmak için yeni Suriye’nin inşasında ABD, İsrail ve Suudi Arabistan, kendi şemsiyesi altında bir federe Kürt devletinin varlığını oluşturma çabası içerisindedir.
  • Büyük resimde ise, ABD’nin Ortadoğu’daki temel amacının buradaki enerji kaynaklarının kontrolünü ele geçirme ve bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda dizaynı için çıkan Arap isyanları ve sonrasında Suriye’de neden aktif rol oynadığı kolaylıkla anlaşılabilir bir durumdur.
  • ABD, Esad rejiminin işlediği savaş suçlarından yola çıkarak bir diplomatik dil geliştirmiş, diğer yandan Rusya ve İran cephesi rejimin yanında yer almayı sürdürmüştür.
  • Hatta bu savaş suçları polemiği Esad rejiminin kendi halkına karşı kullandığı kimyasal silahlardan yola çıkarak gelişmiş ve ABD 7 Nisan 2017’de Tomahawk füzeleriyle rejime ait hava üssünü vurmuştur.

KALANI VE KAYNAKÇA YARIN EKLENECEKTİR.

Yazar; Raskoln Noyan

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Pdf Free Books Download |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x