15 Temmuz İşkenceleri (Yaşayan Anlatıyor)

Sevgili dostlar, Tarihe not düşmek niyetiyle, 15 temmuz olayından 2 gün sonra gözaltı süreciyle başlayan sıkıntılı sürecimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Faşist düzen hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır. Biraz uzun ama sabrınıza sığınıyorum.

  • 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye’de ‘darbe girişimi’ olarak adlandırılan olay meydana geldi. Ben bu sırada yıllık izindeydim. 17 Temmuz Pazar günü, çalıştığım askeri birlikte (Ankara) nöbet tutuyordum. Öğle vakti askeri inzibat birliğe geldi.
  • Benim hakkımda gözaltı kararı olduğunu söylediler. Suçlamanın ne olduğunu sordum ama hiçbir bilgi verilmeden kelepçelendim ve saygın bir statüde çalıştığım birliğimden telefonum alınıp, bütün personelin önünde rencide edilerek, bir suçlu gibi  gözaltına alınarak götürüldüm.
  • Bu olay beni derinden etkilemesine rağmen daha herşeyin yeni başladığının farkında değildim. Askeri inzibat beni Ankara Merkez Orduevi’ne getirdi. Burada değişik kuvvetlerden yüzlerce asker bulunuyordu. Hiçbir şekilde yakınlarımızla iletişim kurmamıza izin verilmedi.
  • 17 temmuz 2016 gecesi otobüsler geldi ve ellerimiz arkadan kelepçelenerek otobüslere bindirildik. Bizi ANKARA BAŞKENT SPOR SALONU’na getirdiler ve üzerlerinde TEM yelekleri olan polislere teslim ettiler.
  • Spor salonunun girişinde polisler galiz küfürler ederek, teröristler diye bağırarak bizleri sıraya soktular. Bir çuval getirdiler ve herkesin kimlik, cüzdan, para, saat gibi bütün eşyalarını bu çuvala atmasını söylediler. Hiçbiri kayıt altına alınmadı.
  • ( Benim 500 TL param ve saatim geri gelmedi). Daha sonra elbiselerimizi cikartmamız söylendi ve sadece külot ile kaldık. Salonun iç giriş kapısında polisler sağlı sollu dizilmişler ve bir çeşit koridor olusturmuşlardı. Bize sürekli küfür ediliyordu. Salona girmemiz söylendi.
  • Polis koridorundan geçerken ağır küfürler ederek bize vurmaya başladılar. Yere düşenleri öldüresiye tekmeliyorlardı. Hiçbir soru sormadan, kimlik tespiti yapmadan, teröristler vatan hainleri diye bağırarak tekmeliyorlardı.
  • Kafama sırtıma bacaklarıma ağır darbeler aldım. ellerindeki silahların dipçikleriyle kafama ve sırtıma defalarca vurdular. Yaklasık yarım saat sonra yoruldular ve dövmeyi bıraktılar. Dayaktan sonra vücudum kanlar içerisindeydi.
  • Salona girdiğimde içeride yüzlerce insanın olduğunu gördüm..Buraya insanlar 1 gün önceden toplanmaya başlanmıştı. Herkes benim gibi yaralı yorgun ve çıplaktı.(Ne yazık ki bu şerefsizler bayan subayları da bu salona getirmiş ve esir tutuyorlardı. En azından elbiseleri vardi)

  • Kalabalığa karışıp bir yere oturdum. Spor salonunun pencereleri kapatılmış spot ışıklar açılmış ve havalandırması kapatılmıştı. İçerisi çok sıcak ,havasız ve oldukça kötü kokuyordu. Günün hangi saatinde olduğunuzu anlamanız imkansızdı.
  • Salonda ellerimiz arkadan kelepçeli, dizlerin üzerinde, hiçbir yere yaslanmadan oturmak zorundaydık. Uzanmak, ayağa kalkmak, konuşmak, polislerin yüzüne bakmak yasaktı. Sürekli bunları bağırarak tekrarlıyorlardı.
  • Salonda yaklaşık 1000 kişi vardı. Sürekli yeni insanlar getiriliyordu. Genelkurmay karargahından getirilen askerî personelin durumu içler acısıydı. Sırtlarında kollarında ve bacaklarında yoğun yanıklar vardı.
  • Bu insanları salona getirmeden önce sıcak asfalta yatırmışlar ve vucutları yanmıştı. Bu insanlar acı içerisinde kıvranıyorlardı. Zaman kavramını anlamak mümkün değildi ama sürekli yeni insanlar geldiği için onlardan hangi günde olduğumuzu öğrenebiliyorduk.
  • Esirlerin kendi arasında konuşurken yakalarlarsa tekrar dayak atıyorlardı ama çok kalabalık olduğumuz için bunu engelleyemediler.
  • Yaklaşık 2 gün sonra küçük bir ekmek, üçgen peynir( markasını daha önce hiç duymamıştım.) ve bir küçük su verdiler. Bunu da rastgele dağıttıkları için alamayanlar oldu. “Hain olmanıza rağmen devlet o kadar büyük ki size yemek veriyor” diyerek yemekleri dağıttılar.
  • Sıraların arasında polisler geziyor ellerindekı otomatik silahları rastgele insanların kafalarına dayıyorlardı. Defalarca kafama silah dayandı  ve ‘Seni şu anda öldürsem ülke bir hainden kurtulur kimse de bana hesap sormaz ’ diye bana bağrıldı ve sonrasında silahın dipçiği ile kafama ve omzuma darbeler aldım.
  • Zaman ilerledikçe dayanmak daha da zorlaşıyordu. Özellikle tuvalete gitmek çok zordu. Tuvalete polis nezaretinde hakaretler eşliğinde götürülüyorduk. Salonun ortasındaki file direklerinin önünde sıra oluyordu orada bazen yarım saat bekliyorduk,
  • daha sonra polis birkaç kişiyi alıp tuvalete götürüyordu. Tuvalete gitmek, ayakta olduğumuz için ve az da olsa hareket ettiğimiz için bu büyük bir nimetti. Bazen sırada beklerken keyfi olarak tuvalet izni iptal deyip tekrar bizi oturduğumuz yerlere gönderiyorlardı.
  • Tuvaleti kapı açık ve elimiz kelepçeli (ellerimiz sürekli arkadan plastik kelepçe ile kelepçeliydi, tuvalet sırasında öne alınıyordu.) olarak yapmak zorundaydık. Temizliğimizi yapamıyorduk.
  • Zaten hava çok sıcak ve bize çok az su ve yiyecek verdikleri için( günde iki defa bir rol ekmek, bir üçgen peynir, bir de küçük su) tuvalet ihtiyacı da az oluyordu.
  • Salonda sürekli yüksek sesle müzik açıktı. Mustafa Yıldızdoğan, Ölürüm Türkiyem parçası çalıyordu. Kimsenin uyumasını istemiyorlardı. Uyuyan veya uzanan birini görürlerse şiddetli bir şekilde dayak yiyor, hakarete uğruyordu.
  • Ama ilerleyen günlerde insanlar artık daha fazla dayanamadı ve oturduğu yerde veya birbirine dayanarak uyumaya başladı. Polisler de artık bıkmış gibiydi,uyuyanları tekmelemekten..
  • Ara sıra takım elbiseli adamlar geliyor salonda sayım yapıyor polislere direktifler veriyor ve bizlere hakaretler ederek gidiyorlardı. Bunlar geldiğinde, polisler bunların yanına gidiyor az bir sürede olsa bizle uğraşmayı bırakıyorlardı.
  • Polislerin kendi aralarında “beyefendi geldi” dediklerini de duymuştum ama tanıdık birini de görmedim.
  • Sonra o anonslar başladı..‘’Hain teröristler!! OHAL ilan edildi. Artık buradan çıkamayacaksınız. Evlerinizi basmaya başladık, karılarınız bizim karılarımız olacak, çocuklarınızı alıp devlet yurtlarına yerleştireceğiz ki sizin gibi hain olmasınlar!!’’
  • Bu anonsu saatlerce yaptılar. İşte o zaman gerçekten korktuğumu hissettim. Çok ama çok kötüydü. Bu anonstan sonra İşkencenin dozu giderek arttı.
  • Erlere rütbeli askerleri dövdürmeye başladılar. Subay, astsubayları sıraya soktular ve erlere tokat attırdılar. Erler kendi komutanlarını döverken polisler çok eğleniyordu.
  • İstedikleri şekilde vurmayan erleri polisler kendileri dövüyordu. Erlerde tabi can havli ile var güçleri ile vuruyorlardı.
  • Bazı erler ve bazı uzman çavuşlar polislere bilgi veriyor, bazı subayları göstererek “bunlar bize emir verdi bizi bunlar darbeye karıştırdı” diyerek bu insanlara saldırmaya başladılar. Polisler bu insanları neredeyse bayilana kadar dövdüler.
  • Hemen yanımda oturan bir üsteğmen arkadaşı, polis ayağa kaldırdı. Arkadaşa ” ben bir ors. çocuğuyum de” diye bağırdı. Arkadaş” ben anneme küfür edemem” diye cevap verdi. Polis öyle kötü vurmaya başladı ki.. Sürekli bağırıyordu ” söyle ben bir o çocuğuyum”
  • Arkadaş da ben anneme küfür etmem . Polis üstüne çıktı tepiniyordu ama baktı ki söyletemeyecek, ” söylesen de söylemesen de sen bir o.çocuğusun” diyerek çocuğu kanlar içinde bırakıp gitti.
  • Arkadaşın yanına sokulup “tamam gitti’ dedim, bana ” küfür etmedim degil mi?” Dedi. ” Hayır etmedin” dedim. Bana ‘ eğer ben burda ölür, sen de sağ çıkarsan annemi bul ve ona canım anama küfür ettiremediler diye anlat’ dedi, gözyaşları yüzündeki kanı yıkarken…
  • Erlerin ve uzman çavuşların çoğunun elbiselerini cikarttirmadilar ve onların yemek tuvalet gibi temel insani haklarını verdiler.
  • Polisler erleri, siz emir kulusunuz sizin bir suçunuz yok, verin komutanlarınızın ismini kurtulun, sizi hemen bırakacağız diye kandırdılar, ne yazık ki kimse bırakılmadı.
  • Polisler vardiyalar halinde geliyorlardı. Gözleri oldukça kızarıktı ve alkol kokuyorlardı. (uyarıcı madde veya uyuşturucu madde kullandıklarını düşünüyorum). Böyle insan azmanı, böyle pis suratlı tipleri daha önce hiç görmemiştim.
  • Özellikle amirleri olan 4 tane polis vardı. Seçilerek gönderildikleri çok belliydi. Boyunlarına Türk bayrağı asmışlardı. Ellerindeki plastik kelepçeleri kırbaç gibi kullanıp insanlara rastgele vuruyorlardı. Gece gündüz ellerindeki megafonlarla sesleri kısılana kadar küfür ediyorlardı. Sülalemizdeki bütün bayanlara … anneler, eşler kız çocukları, babaanne vs.
  • Yaralı askerler vardı. Hiçbir şekilde müdahale edilmiyordu. Ellerinden voleybol direklerine kelepçelemişlerdi. Kurşun yarası olan yerlerine ayakla basıp “sen daha gebernedin mi” diye bağırıyorlardı.
  • Levent Türkkan başkent Spor salonundaydı. Durumu kötüydü. Ama salonda mi bu hale getirdiler, başka bir yerde mi yaptılar bilmiyorum.

  • Bunları yeniden yaşamak zor be dostlar,
  • Astsubaylar dan birisi artık işkenceye dayanamayarak akıl sağlığını kaybetti. Ayağa kalkarak ben nerdeyim, ne oluyor diye konuşmaya başladı. Polisler hemen etrafına üşüstü ve dövmeye başladılar.
  • İyice dövdükten sonra baktılar ki hâlâ aynı şeyleri yapıyor, galiba gerçekten delirmiş diye amirlerini çağırdılar. Bahsettiğim boynuna bayrak asıp, en çok dayak atan ve küfreden bu adamdı.
  • Kısa boylu, nisbeten kısa yapilı, saçı kısa kesilmiş ve yandan ayrılmış, esmer, dişleri sarı kirli renkli, gözleri kırmızı ve sesi sürekli bağırmaktan kısık olan bir pislikti. Astsubay arkadaşı bir süre tokatladiktan sonra gülerek etrafa bağırdı:
  • “hepiniz bunun gibi, ya delireceksiniz ya da öleceksiniz. Sizin gibi hainler bu ülkede yasayamayacak” . Daha sonra o arkadaşı götürdüler ve bir daha onu görmedim. İnşaallah hayatta ve sağlıklıdır.
  • Beni bir defa doktor muayenesine götürdüler. Muayene yerleri spor salonunun girişine kurulmuştu. Doktorun yanına polis eşliğinde giriliyordu. Doktor bir şeyin var mı diye sordu. Vücudumdaki morlukları, kanayan yerlerimi, aç olduğumu ve tuvalete yeterli oranda gidemedigim için temizliğimi yapamadığımı söyledim.
  • Doktor daha konuşmadan yanımdaki polis ensemden tutarak kafamı dizlerime kadar eğdirdi ve doktora” rapora bir şey yazmayacaksın! Bunlar vatandaşları ve polisleri şehit eden hain p.cler.
  • Eğer dediğimi yapmazsan sen de salona bunların yanına girersin dedi ve beni o alandan uzaklaştırdı. Beni tekrar oturduğum yere götürürken de ” bir daha böyle konuşursan copu .. sokarım” diyerek hakaretler ederek yerime oturttu.
  • Daha sonra da muayeneye falanda götürmediler. Zaman ilerledikçe salona yeni insanlar geliyor ve kalabaliklaşıyordu. Giderek bitkin düşen insanların uzanmalarını da engellemek için, bizi salonun bir köşesine topladılar.
  • Oldukça sık oturttular, herkesin bacağı yanındakine değiyordu. Salonun boşalan kısmını temizlettiler, kan idrar vs.. Daha önce çuvala attığımız kimliklerimizden isim okuyup, okuyan karşı tarafa koşsun dediler. Ismi okunan karşıya koşup oraya oturuyor,
  • sıradaki onun yanına oturuyor şeklinde defalarca koşturdular. Bu sırada koşulan güzergahta elinde kelepçe kırbacı olan amirler duruyor, koşan kişi yanından geçerken esirin sırtına yüzüne bacağına neresi denk gelirse oraya vuruyor, bakın size spor bile yaptırıyoruz diyerek
  • Oldukça egleniyorlardı. Yemek dağıtırken ekmek peynir ve suyu kalabalığa firlatiyorlardı. Herkes açtı ama özellikle erler fırlatılanların üzerine atlıyor birbirlerini ezerek mümkün olduğunca çok yemek ve su almak istiyorlardı. Polisler bu şekilde dağıtımı çok sevmişlerdi,
  • Aynı şekilde, rutbelilerin oturduğu sıralara da yiyecekleri fırlattılar, herkes çok aç olmasına rağmen kimse yerinden kalkmadı, yemek almak için kimseyi rahatsız etmedi. Polislerin hevesi kursaklarında kaldı ” siz aç değilsiniz galiba, bunları almazsanız yemek verilmeyecek dedi.
  • Bir arkadaş isterseniz verin ben dağıtıyım dedi ve polisler çuvalı arkadaşa verdiler ve artık bizim yemekleri esirlerden birisi dağıtıyordu. Daha sonra erlerinki ne onlardan biri dağıttı ve kapış kapış dağıtma fasli erken bitti.
  • Biz sıkılaştırıp dizdize oturttuktan sonra salonda boşluk açılmıştı. Bir çeşit işkence sahnesi. Bazı isimler anons ediyorlar onları bu salonun ortasına getiriyorlar ve dakikalarca dövüyorlardı.
  • Bu dayaklara bayan polislerde katılıyor ve bütün güçleri ile bu insanlara vuruyorlardı. Zaten bitkin durumdaki insanlar bu dayaktan sonra yürüyemeyecek hale geliyor ve polisler tarafından sürüklenerek aramıza bırakılıyordu.
  • Helikopter pilotu bir subayı, voleybol direğine kelepçelediler. Daha sonra muhtemelen çalıştığı yerden başka bir subay ( general diye hatırlıyorum emin değilim) polislerle salona girdi. Bu pilotu hakaretler ederek tokatladı. Bazen de kulağına eğilerek birşeyler söylüyordu.
  • Daha sonra gelen asker dışarı çıktı. Daha önce salon görmediğim yeni polisler bu pilota vurmaya başladılar. Kovboy şapkalı bıyıkları çeneye kadar uzamış, güneş gözlüğü takan orta boylu oldukça şişman olan tipi unutmadım.
  • Bu pilotu uzun süre dövdüler. Daha orta yaşlı 2 bayan polis geldi. Hayalarına vurarak hakaretler ettiler. Bir bayanın öyle küfür edebileceğini o ana kadar bilmiyordum. Pilot arkadaş oldukça uzun bir süre direğe kelepçeli kaldı, ben bir şey yapmadım, darbeye katılmadım diye ağlayarak tekrarlıyordu.
  • Zaman kavramı giderek yok olduğu için ne kadar süre kaldığımızı salondayken yeni gelenlerle konusabilenler bilebiliyordu. Son gün herkese turuncu tişört ve siyah pantolon  giydirdiler.
  • Herkes giydikten sonra polisler: ‘’ Kızılay da halk toplandı turuncu tişörtlüleri halk parçalayacak sizi şimdi onların arasına bırakacağız‘’ diye anons yaptılar ve bizi 10 ar lı gruplar hâlinde sıraya soktular.
  • Artık ümidim hiç kalmamıştı. Eşime ve çocuklarıma birşey olmaması için dua ediyordum. Eger bizi Kızılay da öldüreceklerse ben kurtulmuş olacaktım, ama onlar ne olacaktı?
  • Herkesin yanında bir polis eller arkadan kelepçeli başımızı yere doğru bastırdıkları halde dışarı çıkarıp otobüslere götürdüler.Salondan çıktığımızda hava karanlıktı. Temiz havanın ne kadar güzel bir şey olduğunu iliklerime kadar hissettim.
  • Bizleri otobüslere doldurdular ve hareket ettik. Ister istemez tevekkül ediyor insan. Artık ne olacaksa olacaktı. Otobüsler gece karanlığında yola çıktı ve Sincan cezaevi kampüsüne getirdiler. Burada bir çadır kurulmuştu. Zemin beyaz sivri küçük taşlarla örtülüydü..
  • Buraya benim gibi çoğu kişi ayakkabısız gelmişti. (Insanların elbiseleri cüzdanlarını özel eşyaları salonda kalmıştı ve kimse bir daha onlara ulaşamadı.) Taşlar ayaklarımızı çok acıtıyordu. Spor salonunun zeminine en azından rahat oturuluyordu.
  • Burda battaniye verdiler. Tuvalete gitmeye karışmadılar ama iki tane prefabrik suyu akmayan tuvalet vardı. Hayatımda şimdiye kadar gördüğüm en pis tuvaletti. Çok şükür ki büyük abdest ihtiyacım hiç olmadı. Çünkü yediklerimiz çok azdı.
  • Ben şanslı insanlardanım. Beni yaklaşık 5 saat sonra burdan mahkemeye sevk ettiler. Daha sonradan duydum ki burada günlerce bekleyen insanlar olmuş. Biz geldiğinizde burada da bir sürü esir vardı. Özellikle hatırladığım harb okulu öğrencilerini ayrı oturtmuşlardı.
  • Daha sonra yaklaşık 15 kişilik bir grupla otobüse bindirilip Ankara Adliyesi Sıhhiye ye götürüldüm.
  • Mahkeme olayına gelmeden önce, spor salonunu ve oradaki işkencecileri tarif etmek istiyorum. Bu adamların isimlerini rutbelerini gerçekten polis olup olmadıklarını bilmiyorum ama yüzlerini ve seslerini unutamam..
  • Bunları tarif ederken hatırladığım olayları tekrar yazacağım. Özellikle uykusuzluk nedeniyle bazı şeyleri kopuk hatırlıyorum. Zaten zamanla herşey ortaya çıkacaktır, benim unuttuğum veya görmediğim olayları başka insanlar hatırlayacaktır çünkü yüzlerce insan vardı salonda…
  • Salonun dış girişinden hemen sonra geniş bir alan vardı.. Bu bölümde tuvalet ve doktor muayenesi için masalar ve perdeler vardı. Daha sonra dar bir koridor ile salona giriliyordu. Burda bazen polisler sağlı sollu durup geçenleri darp ediyordu bazen de kimse olmuyordu.
  • Kimse olmadığı zaman dayak yemeden girenleri salondaki seyirci koltuklarının hemen önüne alıp bekletiyorlardi. Buraya daha sonra polisler gelip dayak atıyorlardı. Daha sonra salonun içine alıyorlardı. Yeni gelen insanlara en çok dayağı atan daha önceden bahsettiğim kişiyi tarif edeyim:
  • 1. kişi: Nisbeten kısa boylu, kaslı yapılı, siyah kısa saçlı, saçı yandan ayrılıp düzgün taranmış, oldukça esmer, sakal ve bıyık yok, sarı dişli ve sesi genelde kısık. Gözleri kırmızı, boynuna veya el bileğine bayrak bağlayarak geziyordu. Sürekli hakaret ediyor.
  • Ve her an birini öldürecek gibi bakıyor, hareket ediyordu. Diğerleri buna amirim diyordu. Muhtemel en kıdemli buydu. Sivil kiyafetliydi. Uniformali polis memurlarından biri bir esire fazla su verdi diye memuru tokatlayıp salondan kovdu, “bir daha kimse böyle bir şey yaparsa, darbeden işlem yaparım “diye tehditler savurmuştu.
  • Salonun içerisindeki seyirci koltuklarında erleri, bazı uzman çavuşları ve bazı subay astsubayları oturtmuşlardı. Bunların elbiseleri veya üniformalar üzerlerindeydi, istedikleri zaman tuvalete gidebiliyorlardı. Dışardan ekmek arası yemek geliyordu bunlara.
  • 2.kisi: zayıf uzun boylu, sakallı, kalın kaşlı en fazla 40 li yaşlarda bir sivil kıyafetli TEM yeleği giyen bir polisti. Oldukça ağzı bozuktu. En çok dayak atanlardan biri de buydu.
  • 3. Kişi: zayıf esmer 45 li yaşlarda, kafasının üstü kel yanlarda biraz saçı olan, top sakallı, ağız bakımı bozuk, hafif uzun boylu bir tipti. ( Bu kişiyi, uzunca bir süre sonra bir vesileyle gittiğim Ankara TEM in kapısında nöbet tutarken gördüm ve konuşmak zorunda kaldım. Daha önce hissetmediğim ne kadar çok duygu varmış??)
  • 4.kisi: orta boylu hafif esmer dalgalı kısa saçlı şakaklari açık, hafif göbekli bir tipti. Birde salonun girişindeki koridorunda hemen yaninda kayıt yaptıkları bir masa vardı. Burada da bayan erkek 4 -5 tane sivil polis vardı.
  • Diğer polisler üniformalı ve genelde çok gençlerdi. Çok gaza gelmişlerdi. Amirleri özellikle Gölbaşı polis merkezinin bombalanmasını nazara veriyor ve bunlar yaptı bunlara acımayın diye telkinlerde bulunuyordu.
  • Bazı polislerin bize acıdığı ve yapılanları tasvip etmediği de belli oluyordu. Özellikle 1. Kişi tarafından bunlar salondan uzaklastırılıyordu.
  • Gözaltı süresince benim ifadem alınmadı, soru sorulmadı, sen kimsin bile denilmedi. Sadece eziyet edildi. Yakınlarıma haber verilmedi, eşim günlerce Ankara daki gözaltı merkezi olarak kullanılan salonları gezmiş. Hiçbir bilgi verilmeden burda yok denilerek gönderilmiş.

Muhtemelen niyetleri hepimizi öldürmekti ama ne oldu da olmadı bilmiyorum… Mahkeme sürecini anlatmaya çalışayım…

  • Bizi turuncu t shirt, siyah pantolon üzerimizde olduğu halde ( tek tip kiyafet) bir minibüse bindirdiler ve Ankara Adliyesi Sıhhiye binasına getirdiler. Yaklaşık 12-15 kişiydik.
  • Ellerimiz yine arkadan kelepçeli ( ellerim 5 gün boyunca sürekli kelepceliydi. Hapishaneye girdiğimde çıkarılmıştı. Bikeklerimdeki kelepçeye bağlı morluklar yaklaşık 2 ay sonra geçmişti) . Bize 3 tane sivil polis memuru eşlik ediyordu.
  • Yargilanacağımız sulh ceza hâkimliğinin kapısına geldik. Bizi buradaki koridorun zeminine tek sıra halinde oturttular. Burada yaklaşık 5 saat bekledik. Ama sırtımızı duvara yaslayabiliyorduk. O kadar rahat hissetmiştim ki bir yere yaslanmak ne büyük nimetmiş meğer!!?
  • Adliye çok kalabalıktı, her yerde bizim gibi insanlar ve polisler vardı . Zaman geçtikçe polisler acıkmıştı ve köfte ekmek sipariş ettiler. Biz zaten günlerdir açız. polisler bizim tam karşımızdaki banka oturup yemeğe başladılar.
  • O kadar da güzel kokmustu ki! Arkadaşlardan biri açlığın dayanilmazlığı ile polislere” rica etsem bizim için de sipariş eder misiniz, salondaki pantalonumda para var, ordan ödeyebilirsiniz” dedi.
  • Adamlar o kadar sinirlendi ki, yine başladılar küfürlere vatan haini demeye… Sonra bizi ayağa kaldırıp duvara çevirdiler. Yemekleri de bittikten uzun bir süre sonraya kadar öyle bekledik. O paraları zaten çoktan almıştı bu yamyam sürüsü…
  • Bizim grubun mahkeme sırası gelmişti. O sırada polisler genç bir kızı gösterdiler. Hain olmanıza rağmen devlet o kadar büyük ki size avukat atamış bakın dediler sonra da kahkaha ile güldüler. ben bunu duyunca çok sevindim, avukat hanıma seslendik işaret ettik ama yanımıza gelmek istemedi.
  • Bizim gruba iki avukat atanmıştı 6 veya 7 kişiye bir avukat vermişlerdi. (Sayıyı hatırlamıyorum). Belli ki avukat korkuyordu, bizim de görüntümüz pek de iyi değildi.
  • Çok ısrar ettik, polislerde onay verince avukat bizle konuşmak için yanımıza yaklaştı. Biz bir şey demeden “konuşacak bir şey yok. Bu hâkim herkesi tutukluyor, şu anda yapacak birşey yok en az 6 ay sonra belki mahkeme olur”  dedi.
  • Ailemize sağ olduğumuzu haber vermesi dışında bir isteğimiz de olmadı zaten. Daha sonradan öğrendim ki eşime haber vermiş. Teşekkür ediyorum kendisine. Mahkemeye girmeden önce kapının önündeki geniş yere aldılar ve bir banka oturdum.
  • Mahkeme kapısının önünde, kel kafalı ince bıyıklı,kısa boyunlu,kısa boylu şişman biri ( mustafa varanka benzeyen bir tip), kendisinin içerdeki hâkimin koruma polisi olduğunu,benim temiz yüzlü ve masum birine benzediğimi, adalete yardımcı olursam buradan hemen çıkıp aileme kavuşacağımı söyledi.
  • Zaten hâkimin önünde bir sistem var, TC no’yu girince kim F.töcü kim değil hemen çıktığını, F.töcülerin kimlik numarasının kırmızı göründüğünü o yüzden yalan söyleyince hemen tutuklanacağımı söyledi. Bu leblebi beyinli adam beni ilk defa gülümsetmişti.
  • Konuşmamız bitmeden beni çağırdılar. Hâkimin karşısına baronun atadığı avukat hanımla çıktık. Kimlik tesbiti yapıldı. Sabıka kaydını sordular ve hâkimin arkasındaki kameranın duruşmayı kaydedeceği, daha sonradan da yazıya döküleceği konusunda bilgilendirildim.
  • Hâkim Fetö darbe girişimi askerî kanat üyesi olmakla suçlandığımı söyledi. Darbe gecesi nerede olduğumu sordu. Yıllık izinde ve Ankara’daki evimde olduğumu söyledim. O gece dışarı çıkmadığımı evin güvenlik kameralarından görebileceklerini, eşimin de şahit olduğunu söyledim.
  • Hâkim darbe ile ilgili başka bir şey sormadı. Diğer sorular: “Eşinle nasıl tanıştın?” “Fetö dersanelerine gittin mi?” “Çocuklarının isimleri nedir?” Íki ismi olan evladımı kastederek: “Bunun isimlerinden biri Pensilvanya’dan mı geldi?”
  • Soruları cevap almak için sormuyordu zaten. Bana hiç bakmamıştı ki en son “etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyor musun?” dedi bana dikkatlice bakarak.. Eşimle evlendiğim, çocuklarımdan birisi iki isimli olduğu için mi etkin pişmanlıktan faydalanmam gerekiyor?? diye sordum.
  • “Ukâlalık yapma! Faydalanmak istiyor musun istemiyor musun?” diye tekrar sordu, ben de pişman olacağım hiçbir şey yapmadım dedim. Avukat hanım da ekleyecek bir şey yok deyince bana çıkabilirsin dedi. Bana sorulan sorular böylece 5 dk için de bitti…

Olayları anlatırken yorum yapmamaya çalışıyordum dostlar ama ülkedeki adalet bu işte.

  • Diğer arkadaşların da yargılanmasını bekledim. Hâkim hızlıydı zaten fazla uzun sürmedi. Daha sonra avukatı ortak olan grubu salona çağırdılar. Yüzlerimize tutuklandığımız okundu ve bizi polisler mahkeme salonunun dışına çıkardılar.
  • Kelepçeli bir şekilde alt kattaki bir yere götürdüler. Uzun bir koridor vardı, buraya oturun işlemlerinizi bekleyin diye bizi oturttular. Işlemler ertesi gün güneş ağarana kadar sürdü. Tam bir rezillikti…
  • Fotoğraf çekimi, boy kilo ölçümü ve bazı evrak işleri yaptık diye hatırlıyorum. Çok ama çok yorgun ve bitkin bir haldeydim. Burada 6 gün içinde 6 kilo verdiğimi dehşet içinde gördüm. Hemen herkes aynı durumdaydı.
  • Işlemler bittikten sonra bizi adliyenin arkasında bir yere bakan bir kapıdan dışarı çıkardılar ve Ego otobüslerine bindirdiler. Bu sırada şu meşhur selalar okunuyordu… Otobüslerle yolculuğa başladık. RTE nin büyük resimleri gözüme çarpıyordu yol boyunca…
  • Sincan cezaevinde ulaştığımızda hava iyice aydinlanmıştı. Otobüs önce F tipinin önünde durdu. Belli bir rütbenin üzerindekileri burada indirdiler. Daha sonra yola devam ettik ve otobüs T tipinin önünde durdu. Bize de siz burda iniyorsunuz dediler ve jandarmaya teslim ettiler
  • Cezaevinin girişinde bizi büyük bir odaya aldılar ve kayıt için sıra olun ve bekleyin dediler. Cezaevinde büyük bir hazırlık olduğu belliydi. Sıra olduğumuz odaya malzeme yığıyorlardı. Masa sandalye, dış fırçası, diş macunu, kitap, şampuan, tırnak makası gibi bir sürü eşya…
  • Bunların cezaevindeki boşaltılan koğuşlardan çıkartılan malzemeler olduğu söylendi. Bu bekleme yerinde kimler yoktu ki; Askerlerden başka hâkimler, savcılar, ve Beypazarında esnaf olduklarını söyleyen yaşlı bir sürü adam. Yaşlı bir amcayla konuştuğumu hatırlıyorum:

Amca hayırdır? Sen darbe mi yaptın?  – Yok evlat bizi belediye başkanı olacak şerefsiz ihbar etti bunlar terörist diye…

  • Hâkimler, çok umutlu ve sakinlerdi. Çoğu izindeyken çağrılıp tutuklanmıştı. Yaşlıca olan bir tanesi “Biz sorgusuz sualsiz hapse atılıyorsak devlet fiili olarak yok demektir… Endişelenmeyin arkadaşlar bu iş elbet yapanın başına patlar” diye konuşuyordu.
  • Etrafındaki insanların bazıları çok ümitli bazıları da çok bezgin ve umutsuz şekilde bu arkadaşı dinliyordu. Ama genel hava olumluydu. Herkes pozitif olmaya çalışıyor gibiydi. Neden olmayalım ki? Vicdanlar rahattı rahat!!
  • Bu arada cezaevinde bizi karşılayan jandarma personelinden aşağılayıcı bir hareket görmedim.. hatırladığım kadarıyla yakınımdaki insanlara da olmadı.
  • Gardiyanlar üst araması için beni boş bir odaya aldılar. Üzerimdeki herşeyi çıkarmamı tamamen çıplak olmamı istediler. Üst araması yapacaklarını söylediler.

Burası ben de kalsın…

  • Daha sonra bizi bir grup şeklinde tek sıraya dizdiler ve koğuşa doğru koridorlarda yürümeye başladık. Sıranın önünde bir gardiyan, arkasında bir gardiyan, bir tarafta duvar, diğer tarafta yine bir gardiyan olacak şekilde yürüyorduk.
  • Bu sırada hangi koğuşa gideceğimi merak ve heyecanla bekliyordum. Belki PKK veya IŞİD lilerle beraber aynı koğuşa koyacaklardı bizi… Bunu geçici koğuşta da konuşmuştuk. Öyle bir şey olursa nöbet tutarak uyuyacak şekilde organize olacaktık…
  • Bu şekilde uzunca bir süre yürüdükten sonra (cezaevinin baya büyük olduğu anlaşılıyordu) koğuşumun önüne geldik. Dış kapının hemen yanında koğuşta yatanların fotoğrafının asılı olduğu bir pano mevcuttu. Benim de fotoğrafımı astılar ve ben de tutuklu olarak yeni evime girdim.

Cezaevini anlatmadan önce ben içerdeyken anne ve babamın başına gelenleri anlatmak istiyorum.

  • Annem okuma yazma bilmeyen kendi halinde bir insan. Babam emekli. Darbeye kadar yaklaşık 40 yıldır küçük bir Anadolu şehrinde yaşıyorlardı. Benim darbeden hemen sonra tutuklandığım duyulunca yıllardır komşuları tanıdıkları olan insanlar selamı sabahı kesmişler.
  • Babamı camideyken rahatsız etmeye başlamışlar. ‘Senin oğlun terörist, şimdi anlaşılıyor ki soru çalarak şimdiki makamına ulaşmış’ gibi sözlere çarşıda pazarda camide maruz kalmaya başlamış.
  • Babam diyor ki ‘ sürekli koltuğunun altında Zaman Gazetesi ile gezen adamlar bize kanlı kinli düşman oldu evlat’
  • Bütün bu baskılara bizimkiler daha fazla dayanamamış. Babamda panik bozukluk belirtileri de başlamış. Ankara’ya taşınmaya karar vermişler. Böylelikle hem beni daha rahat ziyaret edebileceklerdi hem de torunlarına ve eşime sahip çıkabileceklerdi.
  • Bu konuda da Yaratıca’ya şükrediyorum. hem benim annem-babam hem de eşimin ailesi bize sahip çıktı. ” Biz kendi çocuklarımızı tanıyoruz, biliyoruz. Her söylediği yalan olan bir şerefsiz, çocuklarıma terörist-hain dedi diye onlar terörist-hain olacak değiller”
  • Koğuşumuzdaki bazı arkadaşların ailesi onlara ne yazık ki sahip çıkmadı. Ziyaretlerine gelmediler. Nişanlı olan bir arkadaşın da nişanlısı onu bıraktı. Ama bunlar az sayıdaydı çok şükür…
  • Koğuşa girdiğimde herkesin asker olduğunu öğrendim. Çok rahatlamıştım. Koğuş normalde 8 kişilikti. Ben geldiğimde 25 kişi kadardık, ilerleyen günlerde nüfusumuz 30 civarında sabitlenmişti. Bizim koğuşa gelenler, başka koğuşa gidenler oluyordu ara sıra…
  • Kapıdan girince sağda mutfak tezgahı ve bir lavabo. solda üst kata çıkan bir merdiven, hemen karşıda tuvalet banyo yeri (2 tuvalet bölmesi 1 banyo bölmesi), tuvalet girişinin yanında da dinlenme alanı ve avluya açılan kapı vardı. Demek hapishane buymuş dedim…
  • Koğuştaki arkadaşlar benden 1 gün önce veya aynı gün saatler önce gelmişlerdi. (Hapishaneye gece gündüz insan alıyorlardı) Sadece Polatlı’daki birlikten gelenler gözaltı sürecini hızlı yaşamışlardı ve en erken onlar gelmişti.
  • Koğuşta her yerden insan vardı. Karacı, pilot, jandarma, doktor… Kursiyer teğmenler.. Hepsi birbirinden kaliteli, pırlanta gibi insanlardı, insaniyetimin gelişmesine çok faydaları oldu.. Ama pilotlar bir başkaydı…
  • Çok sıcak bir şekilde karşılandım. Arkadaşlarla tanıştık. O sırada yemek gelmişti. Mantı yoğurt… O kadar açlığın üzerine hayatımda yediğim en güzel yemeklerden biriydi. Bir de banyo yaptım. Arkadaşlar sağolsunlar temiz elbiselerinden verdiler ve turuncu kıyafetlerden,
  • kurtulmuştum. Kendimi 5 yıldızlı otelde gibi hissediyordum. Banyo vardı, tuvalete gidebiliyordum, yemek vardı… Daha ne olsun. Yıllardır kendisine hizmet ettiğim Yüce Devletimiz ölümü gösterip sıtmaya razı etmişti..
  • Üst kata çıktım. 8 tane ikili ranza vardı. 16 kişi yataklarda yatıyordu, diğerleri de yere yatak atmış yerde yatıyordu. Ben de yatağımı merdivenin hemen ağzındaki boş yere serdim uzanacakken, jandarma arkadaşlardan birisi yerini bana vermek istedi, istemesem de ısrarlar sonucu onun yatağına yattım.
  • Tavandaki ölmüş sineklere ve yazılmış yazılara bakarken , son bir haftada yaşadıklarımı düşünmeye başladım. İkinci dünya savaşı toplama kampı gibiydi düşünerek uzun bir uykuya daldım..
  • Uyandığımda daha iyi hissediyordum. Arkadaşlarla bahçede oturduk. O sırada daha masa sandalye yok. Herkes terliğin veya ayakkabının üzerine oturuyor. (ihtiyaçları daha sonra kantin gününde cezaevi kantininden satın aldık.)
  • Arkadaşlarla gözaltı günlerimizi konuştuk. Ben en kötü şartlarda kalan kesinlikle benim diye düşünürken, insanları dinleyince nutkum tutuldu. Bunları da hatırladığım ayrıntılarla yazacağım. Şunu bilin ki Başkent spor salonunda olanlar bunların ancak yarısı kadardır
  • Ankara Emniyeti Spor Salonu’nunda ağırlıklı olarak generaller de dahil Akıncı Üssü’nde esir edilen insanlar tutulmuş. Burada da sağlı sollu polisler dizilmiş ve bir çeşit polis koridoru oluşturulmuş. Herkesi bu koridordan geçirerek içeri almışlar.
  • Dakikalarca öldüresiye dayak atmışlar. Polis, bir askerin boynuna silahının namlusuyla vurunca namlu boynuna saplanmış ve etraf kan gölüne dönmüş.(bu kişinin şehit olduğuna anlatan kişi emin).
  • Salonda bir generalin kirlenmiş külotunu sıyırarak oradaki diğer esirlere göstererek: ” İşte komutanınız, işte hepiniz bu b.ksunuz”diye haykırmışlar. Belli periyotlarda sarhoş polisler tarafından dayak atılmış.
  • Jandarma Genel Komutanlığı’nın karşısındaki Atlı Spor Kulübü’nün ahırlarına jandarmaları getirmişler. Sadece külot kalacak şekilde elbiselerini soyup, at pisliklerinin ve samanların içine oturtmuşlar. Ayrıca bunlar yetmezmiş gibi zemini hortumla sulamışlar.

  • Tuvalet ihtiyacını da ahırın dışına çıkıp, polis nezaretinde elleri kelepçeli olarak ahır duvarının dibine gidermişler…
  • Aç bırakma, uyutmama, ihtiyacı olanlar için sigarasızlık herkeste ortak.
  • Sırası gelmişken anlatayım. Koğuşumda jandarma kursiyer teğmen arkadaşlar vardı. Darbe gecesinin sabahında Jandarma Albay Veli Tire denen adam kursiyer teğmenlerin salona toplanmalarını istiyor.”Size konuşma yapacağım sizler kahramansınız”diyor. Herkes toplandıktan sonra silahlı astsubaylarla gelip, ”Darbeci hainler, hepiniz tutuklusunuz” diyerek bunları otobüslerle atlı spor kulübüne götürüyor.
  • Hatta oradaki polisler ilk başta bu çocukları almak istemiyor, bizde bunların yazılı olduğu bir liste yok diyorlar ama bu şerefsiz ısrarla bunlar darbeci diyor ve bu arkadaşları tutuklatıyor.
  • Koğuşumuzda yaralı bir asker vardı. Sırtından ve bacağından vurulmuştu. Bu arkadaş yerde baygın yatarken, kolunun hareketi ile kendine gelmiş. Bir polis kolundaki saati çıkarmaya çalışıyormuş. ” Hiç müdahale etmedim belki beni tekrar vurur diye” Polis ganimet topluyormuş.
  • Jandarmadaki çatışmalarda binada bulunan bir asker arkadaş da ibretlik olaylar anlattı. Komutanlığının etrafındaki yüksek binaların çatılarında keskin nişancıları bizzat gördüğünü söyledi. Bu adamlar hem jandarma personeline hem de binayı kuşatan polislere ateş ediyorlarmış.
  • Koğuşumuzda astsubaylıktan subaylığa geçiş için Kara Harp Okulu’nda eğitim gören askerler vardı. Bu arkadaşları darbe gecesi boş silahlarla eğitim görevi var diye helikoptere bindirmişler. Bu çocukları Genelkurmay’ın bahçesine helikopter indiriyor. Çatışmanın ortasında kalıyorlar. Kimin nereye ateş ettiği belli değil. Şehit olanlar oluyor.
  • Bu arkadaş özellikle bir helikopterden yoğun ateş edildiğini söylüyor. Genelkurmayın içine girebilmeyi başaran bu arkadaş içeride Suriye bayrağı sırtına bağlamış Türkiye’li olmayan bir sürü silahlı insan vardı diyor. Nasıl bir oyun oynanmış anlamak zor…
  • Polatlı’daki birlikte görevli askerlerin yaşadıkları da oldukça ibretlik. Bu arkadaşlara Genelkurmay’dan mesaj emri geliyor. Emirde karargaha İŞİD saldırısı mevcut. Yardım için tam silahlı olarak yola çıkın manasında bir emir.
  • Birlikten yüzlerce asker zırhlı araçlar ile çıkan birlik daha ilçeden çıkmadan emrin asılsız olduğunu internetten, haberlerden anlıyorlar. Yolda gördükleri trafik polisine durumu anlatıyorlar, önde polis arabası arkada onlarca zırhlı araç Polatlı emniyete götürüyorlar.
  • Bu insanlar darbeci olsa 1-2 tane trafik polisi bunları teslim alamazdı herhalde diye düşünüyorum.
  • Koğuşumuzda herkes düzenli tertipliydi. Başkasının hakkına saygılı ve yardımseverdi. Bu hayatımızı çok kolaylaştırıyordu. Her gün iki nöbetçi oluyordu. Bunlar gelen yemekleri dağıtıyor, bulaşıkları yıkıyordu. Koğuşa verilen sıcak su miktarı banyo yapmak için yeterli değildi.
  • Dolayısıyla yaklaşık 10 kişilik 3 gruba ayrıldık. Böylece herkese 3 günde bir banyo sırası geliyordu. Aynı zamanda bu 10 kişilik gruplar her hafta koğuş temizliği yapıyorduk. Oldukça temizdik diye düşünüyorum.
  • Avlu sabah güneş doğduğunda açılıyor, batınca kapatılıyordu. Avlunun zemini beton, duvarları da yaklaşık 3 katlı bir ev yüksekliğindeydi. Duvarların tepelerinde dikenli teller vardı. Avlu alanı 8 kişiye göre yapılmıştı. tabi biz 30 kişi olunca bize yetmiyordu.
  • Mesela volta atarken bir duvardan öbürüne kalabalıktan gidilmiyordu dolayısıyla dönerek, tavaf eder gibi volta atıyorduk. Gördüğümüz gökyüzü dikdörtgen bir alandan ibaretti. Bazen gardiyanlar espri yapıyorlardı: ”Dünya yuvarlak diyorlar. ama bunların dünyası dikdörtgen”
  • Bir gün pilot arkadaşımla beraber sandalyelerimizi avlunun duvarına dayadık, gökyüzüne bakıyoruz. Çok yüksekte bir yolcu uçağı gördük. Dedim ki ”Hayat dışarda devam ediyor gibi?” Güldük…
  • ”Abi sana da hayat sanki 15 temmuzda durdu, gerçekler ortaya çıkınca tekrar devam edecek gibi geliyor mu” diye sordu gülerek. Aslında tam olarak ben de böyle hissediyordum ama dışarıdaki kimsenin (yakınlarımız dışında) umurunda olmadığımızı ikimiz de biliyorduk.
  • Içeri girdikten 1 hafta sonra telefon görüşmesi vardı. Heyecanla eşimle görüşmeyi bekliyordum. 2 haftadır onla konuşamamıştım. Gardiyanlar koğuşa gelip 5 kişi alıp telefonların olduğu koridora götürüyorlar, konuşma bitince ordakileri getirip sıradaki 5 kişiyi götürüyorlardı.
  • Herkes konuştu, telefon görüşü bitti dediler. Ben görüşmedim dedim, elindeki listeye baktı, senin yakınların numara vermemiş dedi kapattı demir kapıyı yüzüme.. Öyle korktum ki.. Yoksa eşimi de mi tutuklamışlardı? Haftaya kapalı görüş vardı ama nasıl bekleyecektim?
  • Ve nihayet 3 hafta sonrasında eşimi görmüştüm. Çocukları getirmemişti.. O zamanlar ihraç olmadığı için işyerine ne yazık ki yalan söyleyerek kısa süreliğine izin alabilmişti. ”Çok zayıflamışsin “dedi.
  • Seni nerde tuttular, biz her yeri gezdik dedi. Herkese işkence yapılıyormuş, sana birşey yaptılar mı diye sordu… Cevaplar vermeye çalıştım o da çok ısrar etmedi… Telefon işini hallettiğini söyledi.
  • Ben, olaylarla bir ilgim olmadığını söylemeye çalışırken, ben sana bütün kalbimle inanıyorum, burdan çıkman ne kadar sürerse sürsün, ömrüm yettiği kadar seni bekleyeceğim dedi ağlayarak..
  • Baronun avukatının bizim dosyaya bakmak istemediğini eşim anlattı. Avukat aradıklarını söyledi. Ama avukatların bu davaları istemediğini anlattı. Alırım diyenlerin de 2016 da 50.000 TL civarında para istediğini söyledi.
  • Avukat tutmak için benim noterden vekalet vermem gerektiğini ama hiçbir noterin buna yanaşmadığını anlattı. Biz hainlerin işlemlerini yapmayız diyorlarmış. Yaa dostlar.. damgalanmak böyle işte..
  • Eşime, hainlerin darbecilerin işlemini yapmayız diyen bu notere babam gidip vekalet ücretinin 5 katını verince noterin gözünde birden kahraman olduk herhalde ki antlaşmışlar ve cezaevine gelip benden vekalet aldılar… İşte 15 temmuz noteri…
  • Gözaltındayken ellerim hep kelepceliydi, hiç çıkarılmadı. Cezaevindeyken bileklerim de morlukları vardı ve ilginç bir şekilde sanki kelepçe var gibi hissediyordum. Hatta uyandığımda ellerimi bazen önde bazen arkada kelepçelemiş gibi bitişik biliyordum.
  • Diğer arkadaşlara da sordum çoğu benim gibiydi. Ok o zaman delirmiyorum diye düşünmüştüm.. Bir hafta sonra geçti. Bileklerdeki izler haftalar sonra geçti..
  • Noter işini hallettikten sonra ailem avukat aradı. Ancak bütün arkadaşların yaşadığı zorluğu ben de yaşadım. Bizim Avukatımız olmak isteyen yoktu. Davayı alırım diyenler de çok para istiyorlardı. Davaları alanlar da genelde solcu diye tabir ettiğimiz insanlardı.
  • Baronun atadığı avukat, cezaevine bir kere geldi. Ailemden haber getirmişti. O dönemlerde avukatın başka pek bir fonksiyonu yoktu. Sadece haberleşme….

Yeri gelmişken o dönemde Sincan Cezaevinde avukat görüşü nasıl oluyordu, anlatayım… Hukuk devletiyiz ya!

  • Avukat görüşü olanları gardiyanlar topluyor, görüşme yapılan kulübelere getiriyorlar. Burada küçük bir masa ve karşılıklı oturacak şekilde iki sandalye var.
  • Kulübeye girdim. Avukatla karşılıklı oturduk. Tavanda kamera kocaman kırmızı ışığı yanıyor, yanımıza gardiyan da oturdu, sırtını masaya yasladıktan sonra ” Avukat hanım konuştuklarınız kaydediliyor, ona göre…” deyiverdi…
  • Avukatın gözü kamerada, birşey diyeceği varsa da onu da söyleyemedi. ” Eşiniz çocuklarınız iyi, siz onları merak etmeyin dedi” Ben de ”Onlara selam söyleyin, beni merak etmesinler ben de iyiyim dedim ” Hepsi bu kadar… 3-4 dk kadar sonra görüşme bitti, o avukatı da bir daha görmedim…
  • O dönemde dosyada gizlilik kararı olduğu için ne ile suçlanıyorsun, hakkında delil ifade var mı bilemiyorsun. Avukatlar kişinin çalıştığı yere göre, o gece yaşananlara göre, bir de kişiyle konuşarak davayı alıp almayacaklarına karar veriyorlardı. Tabi ücretler çook yüksekti.
  • (genel olarak söylüyorum bütün avukatları kastetmiyorum). Bir gün bana avukat görüşmen var dediler alıp götürdüler. Tüpçü Fikret kılıklı bir adam beni bekliyor. Aynı düzen 3 kişi oturduk, kayıtlar başladı. Adam kendini tanıttı ailemin onu yönlendirdiğini söyledi,

  • Adam konuşurken oldukça yüksek sesle kameraya bakarak ve elini kolunu sallayarak konuşuyordu. Belli kameralara konuşmaya gelmiş kendi reklamını yapıyordu. TRT kameralarına çıkamayınca Sincan Cezaevi kameralarına çıkayım dedi galiba.. Başladı anlatmaya:
  • ”Darbe gecesi Cumhurbaşkanımızın emriyle ben de canımı hiçe sayarak Kızılay’a gittim. Tankların önüne kendimi siper ettim. Şunu baştan söyleyeyim, tarafsız değilim. Hainlerin karşısındayım, …..(hakaret) Fetö p.çlerinin en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum.
  • Eğer sen (bana hiç bakmıyor, kameralara bakıyor, ağzından çıkan tükrüğü de yüzüme geldiği için ben biraz daha geri çekildim) Fetönün okullarında okuduysan, onların evinde kaldıysan, onların derneklerine yardım ettiysen, darbe ile ilgili bir durumun açığa çıkarsa, ben de senden davacı olurum zaten” dedi.
  • Adam daha konuşacaktı benle ilgili bilgi alacaktı ama ben şu anda avukat tutmak istemiyorum dedim. Adam o zaman yüzüme bakmaya başladı. Sonra ben kalktım gardiyana görüşme bitti dedim ve çıktık… O dönemde bir avukat portresi…

Yazar; Sıradan İnsan

28
Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar
17 Yorum Konuları
11 Konu cevapları
0 Takipçiler
 
En çok tepki verilen yorum
En sıcak yorum dizisi
27 Yorum yazarları
AnonimAnonimAnonimAnonimAnonim Son yorum yazarları
Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Gelmiş olmanız ,ümit verici.yukarda arkadaşlardan biri pdf olarak gönderirseniz tercüme ederiz demiş.BİZ de bu zulumleri tercüme eden ve belli kurumlarla paylaşan bir ekibimiz var.Bunları yaşamak zorunda kaldığınız için çok üzgünüm;bu zülmü yaşayan bir yiğit olarak size

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Kim kime ne yaştıysa aynısını yaşamadan can vermesinler inşallah amin ya hakem cc.

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Rabbim çektiklerinizi diğer tarafta en güzel şekilde versin, size bunu reva gören ve içinden gelerek yapan yapanları en kısa zamanda müstehakkını versin

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

İçim acıya acıya okudum tüm yazıyı kardeşimde aynı tarihte oradaydı sizin içerde ailelerın dışarda yaşadığı en zor günler Allah yaşatanların belasını versın. Tarihe kazınan en kara leke

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Allah sabırlar vermiş. Gerçekten zor hadiseler yaşamışsınız. Size işkence yapan pislik zombiler özel getirilmiştir. Bunları bu hale gelmesinde katkısı olan başta halkı Allah kahretsin. Akp yobazlarından diğer tüm kesime kadar….

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Hiç adetim değildir böyle uzun floodlar okumak ama bu okunmalı. Bir daha bana bu millet yücedir, neciptir diyen olursa, necip milletin meşhur sözünü hatırlatırım: Hassiktir ordan.

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

kardeşimm yiğidim . içim yanarak okudum. yanındayız.sizlerleleyiz. size hain diyenler gerçek hainler.

Elvan Aktas
Ziyaretçi
Elvan Aktas

Şu anda TRde misiniz?

Sıradan İnsan
Ziyaretçi
Sıradan İnsan

Tr de değilim. Özür dilerim geç döndüm.

Elvan Aktas
Ziyaretçi
Elvan Aktas

TRde değilseniz,arkada bıraktığınız aile ve akrabalarınız için olan endişenizden dolayı mı, açık kimliğinizle yazmaktan kaçınıyorsunuz?
Daha önemlisi,bunları yaşayanların nerdeyse tamamı uluslararası hukuka/medyaya konuşmuyor.
Bu gizemin haklı davanıza zarar verdiğini düşünüyorum

Sıradan İnsan
Ziyaretçi
Sıradan İnsan

Estağfurullah kötü birşey düşünmedim. Yaşadığım olayları yakınlarım tekrar yaşayabilir diye korkuyorum. Yurtdışında olduğumu söyleme sebebim de aynı salonda olup hapisten çıkmış ve tr de olan insanların bu yazıdan dolayı başlarına birşey gelmesinin önünü almaktır.

Elvan Aktas
Ziyaretçi
Elvan Aktas

Yüzlerce-binlerce insan.Hepsinin kimliği belli.
Siz yurtdışında konuşunca mı onlara zarar verecekler?
Ailenizi anlarım,tamam.Diğer konuyu anlamadım.
Bu tür paylaşımları gizli kimlikle yapmanız faydadan çok zarar verebilir.Benimki sadece, ismimi etiketlediğiniz için,fikir beyanı.

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

KES SESİNİİİİ ELVANNNNNNNNN

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

15 Temmuz gecesini Ankara’da yaşayan birisi olarak, bize olmayan şeyleri anlatarak duyar kasmaya, 15 Temmuz meşru hale getirmeye, 15 Temmuzu yapıp 251 kişiyi şehit eden fetöcü yavşakları masum göstermeye çalışma byfetö destekçisi.

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Darbeciyle olmayanı,
fetöcüyle olmayanı ayırt etmemiş sistem akletmiyor musun?

Serkan aydin
Ziyaretçi
Serkan aydin

Yine iftiralar yalan dolanlar baslamis..bu sitenin arkasinda fetocularin olduguna dair suphem kalmadi..amerikanin fino kopegi kuklasi olan feto denen taptiginiz putunuzun bi emriyie darbe yapmaya kalkan bu vatan hainlerini mazlum ve mağdur gosterme cabasina hala daha hic usenmeden devam ediyorsunuz..arkadas sizde hic utanma arlanma gurur haysiyet onur seref cibiliyet namus izzet haysiyet yokmu ne yüzsüz rahat insanlarsiz..yok nobet tutuyomusta yok polis basip gozaltina almista..niye fetocu oldugunuda yazmıyorusun peki?polis hobi olarak cani sikildigi icin tutuklamadi heralde seni.diger tutuklanan askerleride burda kahraman gbi göstermissin bide.yok iskence yapmislarmis dovmuslermis..sizin gbi vatan hainlerini idam etmedi bu devlet oturun kalkin dua edin ne yazikki şanslısınız..yaptiklarinizin bedeli idam ama yirttiniz.ne edepsiz insanlarsiniz siz bee.insan israflari

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Bu anlatılanlar yalansa bu yalanı uyduran, yok yalan değil misliyle yaşanmış ise senin gibi insanlıktan nasipsiz bunca zulme gözleri kör belki de o zulumlerin uygulayıcısından birisi için… birşey demeye luzum görmüyorum. Allaha havale bile etme luzumu duymuyorum. Değmezsiniz

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Bir fetöcü 100 masumu yakmış, körmüsün!
Darbenin fetöcü olmayan asıl aktörleri aklanmış iz an etmiyor musun?

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Demi ya ne kadar yeni eski fetocu varsa Allah belasini versin feto yu doguran karidan ölünce gömen mezarciya kadar bunlarin arasinda buna hoca efendi diyenlerinde Allah belasıni versin aminnnn

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Hassiktir lan ordan, gerizekalı öküz.

Anonim
Ziyaretçi
Anonim

Bunu yazan sen şerefsiz satilmisin yekisin

mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis |