Türkiye’de Yerli Tohum Üretimi Yasak mı?

Vedat Milor, yerel tohumu ve kaybolan yerel lezzetleri yazınca tohum konusu yine epey tartışılmaya başlandı.. Maalesef bilgi eksikliği ve hamaset yaygın tohumda.. Toplumun bir bölümü komplo teorilerine çok açık; İsrail tohumlarıyla hastalıklara yakalandığımıza inananlar var.

  • “Ah o eski tohumlar” romantizmini ve tohumlarımızı bitirdiler duyarı tamam ama araştırıp, doğru bilgi de vermek gerek.. Türkiye’nin tohumda kendine yetebildiği gıdalar olduğu gibi dışa bağımlı olduklarımız da var. Mesela,
  • Mesela @turktob verilerine göre; buğday, arpa, yulaf, çeltik,çavdarda dışa bağımlı değiliz. Baklagillerde de yeterlilik oranımız % 100’e yakın. Ancak mısırda yeterliliğimiz yüzde 6. Ayçiçeğinde % 8.3. Pamukta % 24. Patates ve şeker pancarında ise milli tohumumuz neredeyse yok.
  • Patlıcan, hıyar, havuç, domates gibi sebze grubunda yeterlilik oranımız % 60’a yakın. Bugün, ambargoya maruz kalsak brüksel lahanası, brokoli üretemeyiz ama domates ve kabaktan da mahrum kalmayız. Aslında bazı çeşitlerde bağımlılığın nedeni, tohumun üretim teknolojisiyle alakalı.
  • Bugün küresel gıda üretiminde kullanılan tohumların çok büyük bölümü; hibrit. Yani laboratuvar ortamında melezlenen tohumlar. Haliyle laboratuvarın sahibi küresel gıda pazarının da hakimi oluyor. Melezlemeyi yapan, tohumun ana ve baba hattının ıslah hakkını da elinde bulunduruyor.
  • Bu ana-baba hattını kullanmak isteyen, bu firmaların kapısını çalmak zorunda. Tabii her defasında bedel karşılığı. Yani, topraklarımızda ürettiğimiz tohum bile bizim olmayabiliyor. İthal anaç zorunluluğu, Türkiye’nin anaçlara her yıl milyonlarca dolar ödemesine neden oluyor.

  • Hibrit tohumun sadece 1 yıl kullanılabilmesi nedeniyle de bu ticaret hiç bitmiyor. Bundan kurtulmanın tek yolu, hastalık ve zararlılara dayanıklı, verimli milli çeşitler geliştirmek. Bunun ilk şartı da tohumun ana-baba hattının size ait olması.
  • Bu da teknoloji ve ARGE yatırımı gerektiriyor. Yani ister istemez ya devletin ya da sermayenin yapabileceği bir iş. Oysa ki mevcut yapı, sertifikalı yani hibrit tohumu desteklemek üzerine kurulu. Bunun nedenini sorguladığınızda da verim kaybı endişesi yanıtı alıyorsunuz.
  • Çiftçi alandan en fazla ürünü almak adına laboratuvarda hazırlanmış tohuma yöneliyor, devlet mekanizması da açlık tehlikesine karşı ürün kaybı istemiyor… Mesela karpuzda aşılı fide kullanılmasının nedeni toprak hastalığı fusarium..
  • Karpuzu konvansiyonel tarımda birkaç yıl üst üste ektiğinde çiftçi, toprağı solgunlaştıran ve karpuzu kurutan bu hastalıkla karşılaşıyor. Benzer sorun 90’lı yıllarda Japonya’da yaşanmış. Japonlar çözümü kabak aşılı fidede bulmuş. Ve oradan dünyaya ve Türkiye’ye yayılmış…
  • Şimdi Türkiye’de karpuz tarımının neredeyse tamamı aşılı fidelerle yapılıyor. Bu bir yandan kilosu 1 liraya karpuz yiyebilmeyi sağlarken diğer yandan tek tipleşmeyi ve tat kaybını da beraberinde getiriyor. Karpuzun irileşme nedeni de aşılı fideler.

  • Hastalıklara dayanıklı aşısız karpuz ıslahı başarılabilirse bu döngü kırılabilir. Ayrıca bu alanda çalışan bazı bilim insanları aşılı fidelerle de çok lezzetli karpuzların yetiştirildiği görüşünde. Diğer yandan yerel çeşitleri de isteyen ekebiliyor. Herhangi bir yasak yok.
  • Ancak bu ekim genelde, küçük ölçekli yapılıyor ve tohum sertifikalı olmadığı için çiftçi desteğinden mahrum.. Çünkü karpuz üreticileri, hastalık ve verim kaybı endişesi nedeniyle aşılı fideye yöneliyor.. Tabii burada en önemli kısım pestisit kullanımı.
  • Genel olarak sertifikalı tohumlar laboratuvarlarda bazı hastalıklara karşı direnç kazandırılarak üretiliyor. Buna ek olarak uygulanacak pestisitler de takvime bağlı bir şekilde üretici şirketlerce sunuluyor. O tohumu alan çiftçi o zehirleri de toprağa atıyor.
  • Belki istediği oranda ürün alıyor ancak ciddi oranda pestisit(tarım zehri) kalıntı riskiyle o ürünler pazara geliyor. Bu hem halk sağlığı hem de çevre için sürdürülemez bir risk. En önemli kısmı da bu. Bu zehirler hem toprak hem de su kaynaklarında birikiyor.

  • İşte bu noktada da devreye organik-ekolojik tarım giriyor ve ‘Yeşil devriminiz dünyayı zehirledi, geleneksel tarıma dönülmeli’ diyor.. Buna karşı savunulan tez ise, “Geleneksel tarım karın doyurmaz, yani herkes karpuz yiyemez”..
  • Sonuç olarak ‘yandık bittik, öldük, hiçbir tohumumuz kalmadı’ hamaseti yapıp hibrit firmalarıyla röpler yapmak yerine, tarıma ve gıdaya bütüncül bakıp, stratejik ürünlerde yerli anaçlar için kendi biyoteknoloji çalışmalarımızı yapmak gerek.

Yazar; Gurkan Akgunes

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Chapter 1 |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x