Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Söyle bana sessiz gemi! (‘Zaten ölüm, derin bir suskunluğa hapsedecek bizi’)

Sözlerin tükendiği yerde sessizlik konuşur.

Ve sözlerden daha anlamlı bir dile geliştir bu.

Zaten düşünüyorum da şimdi hangi söz yerini bulur?

Hangi duygu hangi hareket değer kazanır?

Ne kaldı geriden bize şimdi?

İyi şeyler mi kötüler mi?

Söylenmiş olanlar mı yoksa daha söylenememişler mi?

Doğrular mı yalanlar mı?

Acılar mı mutluluklar mı?

Şimdi geçmişten, yaşanmış her şeyden ne kaldı bize?

Hissedilmiş her duygudan ne kaldı?

Alacaklarını alıp bırakacaklarını bırakıp çoktan kalkmış limandan, meçhule giden o gemi!

Ah insafsız gemi!
Bıraktıklarının aldıklarına değer bir yanı yok.

Ya aldıkların?

Aldıkların, aldığına ve geride bıraktıklarına değer mi?

Hangi boş yere akıtılan gözyaşı, hangi kalp kırıklığı, hangi asılsız yargı, hangi haksız infaz; hangi bırakılan boşluk, hangi öfke, hangi intikam, hangi hangi hangi!?.

Hangisi değecek ucu ölüme giden bu yaşam mücadelesinde? Hangisi seni mahşerde dimdik tutacak ayakta?

Hangisi değecek sonucunda yaşayacağın pişmanlığa, vicdan azabına?

“Benden kurtulamazsın. Çünkü ben senin vicdan azabınım.” demiş Oğuz Atay.

Ya ben senin kurtulurum sandığın vicdan azabın olur da hiç haberim olmadan, hiç ummayacağın bir zamanda ortaya çıkar, içini yer durursam…

Hiçbir gelinen durumun hiçbir değeri yoktur, sonucunda kaybedilen şey: vicdan, sevgi ve insanlıksa…

Yaşanan acılar, kaybetmemeye çalıştıklarımızdan alıkoymalı mıydı bizi?

Yoksa her şeye rağmen kaybetmemek için çabalamaya devam mı etmeliydi?.

Kaybetmeyi seçtik diyelim; kaybettiklerimiz, ya ileride kazanacağımızı düşündüğümüz şeylerden daha kıymetliyse?

Tercihlerimizle boyanan sonuçlarıyla tablolaşan hayatımızı, alkışlayabilecek miyiz gururla ‘işte bu benim eserim’ diye?.

Şimdi söyle bana sessiz gemi!

Uzatılan eli geri çevirmek hangi insanlığa sığabilirdi?
Hangi sebep yalvaran yüce bir kalbe sırt çevirmeyi gerektirebilir?

Hiç düşünmez mi insan, ya Allah gönderdiyse onu bana diye…

‘Ya yarasını sarmamı istiyorsa Allah’ diye düşünmez mi?

Sevgiden ve şefkatten; pişmanlıktan yahut kırgınlıktan akan hangi gözyaşı kirli olabilir?

Pişman olup af dileyen, yakaran dili; tir tir titreyen elleri geri çevirmeye, hüzünlü bir kalbi çaresiz bırakmaya değer mi?

Değecek tek bir sebep bulunabilir mi?

Değmeyecek sebeplerden dolayı bu hale gelindiyse eğer…

Bu insan neyi düşünecek şimdi?

Kıyamadığı insanın kendine kıymış olduğunu mu, uğradığı hayal kırıklığını mı, elini tutmayan eli mi? Yoksa merhametine karşılık göremediği merhameti mi?

Bu insanın artık, kalmadı ki düşünecek mecali!

Ne düşünecek de teselli bulacak yüreğine?

Zaten ölüm, derin bir suskunluğa hapsedecek bizi.

Konuşulması gereken her şey konuşulmalı insanca; çok geç olmadan yüzleşilmeli, yüzleşilecek ne varsa…

Bu dünyada görülmeli, görülebilecek bütün hesaplar!

Ertelemenin hazin sonu, insanı yaralar.

Ve o hazin son, elbet mahşer olarak da kapını çalar.

Hesabını veremeyeceğimiz şeyleri, mahşere bırakma cesaretini nereden buluyoruz?

Farkına varmalıyız kendimizin.

Farkına varmalıyız sebep olduklarımızın.

Geri dönüşü olmayan yola henüz girmemişken…

Değerli insan, ‘Sabahattin Ali’ der ki: çok geçten daha kötüsü yoktur hayatta…

Hâlâ geç değil… Lâkin hiç ummadığın anda her şey için geç olabilir. 

Bu Konu,  Beyza ✰‏ @beyzaklc35_ Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, bir blog paylaşımından derlenerek oluşturulmuştur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |