Shalott Leydisi | John William Waterhouse

Herkese merhaba. Bugün sizlere John William Waterhouse’un 1888 yılında yaptığı ve günümüzde Londra’da bulunan Tate Britian’da sergilenen Shalottlu Leydi/Hanımefendi adlı eserinden bahsedeceğim.

  • Bu eseri incelemeden önce bunun bir Ön-Raffaellocu resim olduğunu söylemek gerekiyor. Ön-Raffaellocular 1848 yılında Londra Kraliyet Akademisinde yetişen yedi öğrencinin kurduğu gizli bir gruptur.
  • Kendilerine Pre-Raphaelite Brotherhood yani ‘Ön-Raffaellocu Kardeşler Birliği’ diyorlardı. Bu öğrenciler genel olarak Kraliyet Akademisinin resim kurallarına sıkılmışlardı. Çünkü bu resimler genellikle kasvetli ve karanlıktı.
  • Ayrıca bu gençler dönemin konularını ve kompozisyonlarını sıkıcı ve tekdüze buluyorlardı. Bu ressamların hoşlandığı ve kendilerine örnek olarak aldıkları resimler ise erken dönem İtalyan sanatıydı.
  • Özgün ve deneyci bir sanat olduğunu düşündükleri Erken İtalyan ve Orta çağ sanatını kendi dönemlerine uyarlamak istiyorlardı.
  • Ayrıca bu ressamlar genellikle eserlerini ‘PRB’ olarak imzalıyorlardı. Bunun açılımı da bu gizli topluluğun kısaltmasıydı tabi. John William Waterhouse grubun kurucu üyelerinden biri değildi.
  • Ancak Ön-Raffaellocu resimlere getirdiği yeni solukla bu grubun sanat anlayışını bir sonraki yüzyıla taşıdığı konusunda herkes hemfikir olacaktı.
  • Waterhouse ‘Shalottlu Leydi’ adlı eserini Alfred Lord Tennyson’un Kral Arthur efsanesinden yola çıkarak yazdığı ‘Shalottlu Hanımefendi’ adlı şiirinden etkilenerek resmetmiştir.

  • Waterhouse özellikle bu şiirin şu noktasına odaklanmıştır; ‘Nehrin kasvetli derinliklerinde, Esrik ve cesur bir kahin gibi, Donuk ifadesiyle, Öylece bakar Camelot’a’
  • Bu efsanede neler oluyor biraz bunlardan bahsetmek gerekiyor. Bu leydi, bir nehrin üzerinde yer alan kulesinde yıllarca mahkum kalmıştır. Duvarların arasında geçirdiği onca senede tek uğraşı dokuma yapmaktır.
  • Öyle bir lanet vardır ki başında, pencereden dışarı bakması bile yasaktır. Eğer bakarsa öleceğini bilmektedir. Ancak yine de dış dünyayı izlemenin bir yolunu bulmuştur. Hem de bir ayna sayesinde…
  • Bu aynanın yansımasını pencereye doğru tutarak dışarıyı izlemekte ve lanetten etkilenmemektedir.
  • Bir gün Kral Arthur Efsanesindeki yuvarlak masa şövalyelerinden bir kahraman olan Lancelot, Shalott’un tutsak olduğu kulenin yanından, güzel bir şarkı söyleyerek geçmektedir.
  • Leydi hem şarkıdan hem de yansımadan bir an için gördüğü şövalyeden çok etkilenir ve aynayı bırakır ani bir şekilde pencereye koşar…
  • Geri dönüp baktığında ise aynanın çatlamış olduğunu fark eder. Lanet harekete geçmiştir. Fazla zamanı yoktur genç Leydinin… Zaten öleceğini bilen Shalott, son bir kez Lancelot’u görebilmek için kuleden çıkıp Camelot şehrine doğru akan nehir üzerindeki bir kayığa biner.

  • Ancak bu, güzeller güzeli Leydinin çıktığı son yolculuk olacaktır aynı zamanda. Küçük bir ümit ile, belki de son kez, sevdiği adamın peşinden ölüme doğru gider Shalott…
  • Şimdi resme bir kez daha bakalım. Artık dönüşü olmayan bir yola çıkan bu kadın oldukça melankolik görünüyor. Sonunda ölüm olan bir arzunun peşinde koşmak…
  • Aslında bu kompozisyon, Viktoryen edebiyatında, aşkı ve cinsel zevkleri için rahibeliği terk eden kadın temasının bir versiyonu olarak görülebilir. Shalott’un yüzü ve başını yukarı kaldırma biçimi, onun ne kadar üzgün olduğunu görmemizi isteyen ressamın bir tercihidir.
  • Ayrıca Ön-Raffaelloculuk topluluğunun kurucularından biri olan Dante Gabriel Rosetti’nin ‘Beatrix’ adlı resmindeki Lizzie Siddal’e bir gönderme yapar. Bunu ustaya saygı duruşu olarak yorumlayabiliriz.

  • İkisinde de ölüme giden bir kadın vardır elbette. Ancak burada kızıl saçları ile, ağzı biraz açık, ölüme giderken bir noktada ümitsizliğe kapılmış genç kadın artık sanki Lancelot’u görmektense kendini ölüme hazırlıyor gibidir.
  • Resim, bu düşünceyi güçlenderecek çok sayıda sembol barındırıyor. Mesela kayığın ön tarafında üç mum figürü bulunuyor. Muhtemelen rüzgar yüzünden ikisi sönmüş ancak biri yanmaya devam ediyor.

  • Yanmaya devam eden mum ise çok fazla dayanacak gibi gözükmüyor. Bu mumlar kadının çıktığı yolu, gittiği mesafeyi ve artık yolun sonuna geldiğini anlatıyor aslında. Mumların hemen yanında ise bir haç görüyoruz.

  • İsa’nın çarmıha gerildiği anı gösteren bir sembol aslında burada kadının da tıpkı İsa gibi aşkı için kendini feda ettiği anlamına geliyor. Peki İsa çarmıhta öldükten sonra ne oldu? Cennete yükseldi. O zaman biz de Shalott’un yolcuğunun sonunda cennete gideceğini düşünebiliriz.
  • Suyun üstündeki sonbahar yaprakları, kızıl saçlı Shalott’u hem renk hem de anlam olarak sembolize ediyor. Aşkının peşinden solmuş bir yaprak gibi suyun üzerine düşmüş ve sürüklenen bir kadın…

  • Kayığın üzerinde dikkat çekici bir örtü vardır. Bu örtü Shalott’un kulede yaptığı dokumalardan biridir. Örtünün üzerindeki daire motiflerinin içinde ise Sir Lancelot’u görüyoruz.

  • Ayrıca kule ve ayna figürleri de dikkat çekicidir. Örtünün üzerinde kadının çıktığı yolculuğun anlamları var diyebiliriz. Sağ elinde, bırakmak üzere olduğu zincir ise, kuledeki esaretinden kurtuluşunu temsil etmektedir…

  • Lancelot buna değer miydi bilmiyorum ama, ‘‘aşk için ölmeli aşk o zaman aşk’ diyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sanatla kalın…

Yazar; Sanatın Tarihi

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Göster
mutlakaoku.com © 2016 | Pdf Kitap İndir | Facebook video indir | Yorumlar Libros Gratis | Chapter 1 |
0
Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Yaz Mutlaka Okunsun...x
()
x