Bu Liberal soysuzluğunun resmidir! (‘Leş kokusu yükseliyor’)

Bu haberdeki her bir ayrıntı, liberal soysuzluğunun resmidir. Abartmıyorum, her bir ayrıntı böyle. Yakından bakalım.

Haber; BM Özel Raportörü Melzer: Kriz dönemlerinde insan hakları ihlal edilebilir; Türk hükümetini tebrik ederim…

“Hükümet yetkilileri işkenceye ‘sıfır tolerens’ dediler, düzeni sağlamak işin bir şeyler yaptılar”

  • Konferansı düzenleyenlerden başlayarak: konferansı düzenleyen Sabancı Üniversitesine adını veren holding, 70’lerde sivil faşist terörün, 80 ve 90’llarda devlet terörünün, 2000’li yıllarda neoliberal soygun, talan, örgütsüzleştirme saldırısının arkasındaki başlıca güçlerdendir.
  • Küresel Düşünce Enstitüsü, think-tank özentisidir: bildiğiniz, faşizme akıl satıcılar. Konferansın düzenlendiği yer, Divan Oteli, Sabancı’nın suçlarını aynen paylaşan Koç’a aittir. Konferansı verenler… Burada duralım biraz, yerlilere birazdan sıra gelecek; BM’den başlayalım.
  • BM’nin bu konferansa katılan özel raportörünün adı, Nils Melzer. Profesör. Etiket sağlam (malum, bizim liberaller bayılırlar etikete): BM sitesindeki özgeçmişine bakılırsa Cenevre Uluslararası Beşeri Hukuk ve İnsan Hakları Akademisinde İnsan Hakları Kürsüsü Başkanı; …
  • … Glasgow Üniversitesinde Uluslararası Hukuk profesörü; 1 Kasım 2016’dan itibaren de BM İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ve Küçük Düşürücü Muamele ve Ceza Özel Raportörü. Bir tweete sığmıyor bunca sıfat.
  • Dahası bunların öncesinde öyle bir kariyer zinciri var ki, insanüstü bir varlıkla karşı karşıyayız adeta: Kızıl Haç mı dersiniz; BM, AB, Almanya ve İsviçre’nin muhtelif resmi komisyonlarında danışmanlık ve uzmanlık mı… Bunlar arasında savunma ve dışişleri komisyonları da var.
  • Herhangi bir ülkenin dışişleri veya savunma bakanlıklarında danışman olarak “hizmet” eden birisi, neredeyse hiç istisnasız, bu ülkelerin saldırganlıklarını ve insan hakları ihlallerini karartmak, gizlemek, aklamak işine yarar. Çapı budur, ahlakı budur, misyonu budur.
  • Kalabalık davetlerde, üniversite kürsülerinde, anlı şanlı insan hakları kurumlarının yönetim kurullarında karşınıza çıkar bunlar ve şöyler derler size: “kimi ihlallere rağmen insan hakları alanında ilerlemeler görülüyor”; …
  • … “ihlalleri engellemek için samimi eylem planları yapılıyor”; “kararlı girişimlere rağmen eğitim noksanlığı ihlallerde artışa yol açabiliyor”, vb. vb. Yani, haldeki kabzımaldan en ufak farkları yoktur, narenciye yerine insandan bahsediyor olmaları dışında.
  • Saygıdeğer Nils Melzer de, bir insan hakları kabzımalı. Tüccar, en ucuzundan, en adisinden. O domates ezik mi — aman canım, pek de müşkülpesentsiniz, içinde bir tane çıkmışsa ne olmuş?
  • Memleketin anası ağlıyormuş, cezaevlerinde işkence, poliste işkence, diri diri yakılan insanlar, işini istediği için yüzlerce kez gözaltına alınanlar — ama bir de iyi tarafından baksanıza azizim, hükümet gayet samimi… Abartmıyorum, kabzımalın dediği hakikaten bu.
  • Bakınız: “kriz dönemlerinde insan hakları ihlal edilebilir.” “Hükümet, işkenceye sıfır tolerans tanıdığını söylediği için onlara güveniyoruz.” “Tamam hâlâ problemler var ama bunlar da çözülebilir.” Kaşıkçı öldürüldü, … Türkiye … olayın faillerine duruş sergiledi.”
  • Ama belki de abartıyorumdur, belki de en ahlaksız kabzımalların şerefiyle oynuyorumdur, bu adamla karşılaştırırken?
  • Şimdi buyurun, sizinle birlikte bir cümleyi inceleyelim. Saygıdeğer Melzer, insanların diri yakıldığı Türkiye’nin en büyük cezaevleri katliamının arkasından, ve tutuklu ve hükümlülerin insanlıkdışı bir tecrite maruz bırakıldığı hapishaneler sistemi için şöyle diyor:
  • “Mahkumiyet ve tutukluluk sitemi açısından tüm hapishaneler bir devrimden geçti evet problemler var ama o dönem yaşananlar ciddi olaylardı.”
  • Yani? (1) 19-22 Aralık bir devrimdir. (2) Ancak bu gene de bir devrimdir (devrimler, kimi veçheleriyle olumsuzluklar yaratsalar bile bütün olarak toplumları ileriye taşırlar). (3) Evet, problemler var ama bunlar çözülür.
  • Demek ki hakikaten, “çok da şey etmeyin, hepsi hallolur, yeter ki hükümete güvenin”ci insan hakları kabzımalı bir soysuzla karşı karşıyayız.
  • Keyman’la devam edelim. Veya iyisi mi, etmeyelim; çünkü devam etmeye değmeyecek kadar basit ve zır cahildir; biricik meziyeti, her yöne çekilecek lafları ustalıkla üretmekten ibarettir. Bu yüzden her dönem makbul adamdır Keyman — akademik dünyanın Ertuğrul Özkök’ü diyebilirsiniz.
  • Ne var ki, konferansın diğer konuşmacısı, “biricik” filozofumuz Kuçuradi, biraz daha yakından bakmayı gerektiriyor. Diyor ki: “İnsan hakları bir fikirdir.” Gerçekten böyle diyor. Hani arkasından dalga niyetine şöyle denmelik: “Yok yav, haggaten? Ben şarj dinamosu sanmıştım.”
  • Sonra beylik laflar: bütün insanlar eşit doğar, akıl, vicdan, idam, estek, köstek. Netice? “Her şeyin başı eğitim azizim.” Kuçuradi’nin bütün söylediklerinin özeti, bu alaycı replikte yatar; farkı şu ki o bunu büyük bir ciddiyetle söylüyor:
  • “Kamu görevlisi olmak için insan hakları ile ilgili daha kapsamlı eğitim şart.” O polis amirleri, o idari amirler, o mülki amirler, o savcılar, o hâkimler — hepsi, hepsi insan hakları eğitimi görüyorlar. Hukuk eğitimi de görüyorlar.
  • Ama Kuçuradi’ye göre “eğitim şart”. Ona göre bütün sorunlarımız, yapısal değil, eğitsel sorunlar: eğitimi hallettik mi, tamamdır.
  • Kör gözüm parmağına, sistemin temelden başlayarak her putrelini eğri, her tuğlasını kırık yapan yapısal bir niteliği görmeyip de “eğitim, azizim,” demek için salak değil, liberal olmak gerektir.
  • Peki daha geçen hafta siparişle gözaltına alınmış bir akademisyenin, hiç değilse yeni damdan düşmüş olması yüzünden, hakikate daha açık olması gerekmez mi? Gerekmez. Bakınız: konferansın son konuşmacısı Turgut Tarhanlı.
  • Sayın profesör, Kuçuradi’nin çözüm önerisine aynen katılıyor (şaka gibi, ama değil): “İdareyi insani kılmak için çalışanları böyle yetiştirmek lazım.”
  • Ama bu dahice çözüm önerisi eksik gelmiş olacak ki, ekliyor: Hanımlar beyler, savcılarımız “açtıkları dava sayısına göre” terfi aldıklarından “yeterli delil toplamıyor”, ol sebepten “davaların yarıya yakını beraatle” sonuçlanıyor.
  • Yapıyı geçtim, daha dün damdan düşmüş, birlikte gözaltına alındığı çalışma arkadaşı siparişle tutuklanmış bir adam, yapının tamamını da değil, bu çarkın diğer dişlisini: hâkimi göremeyecek kadar… Liberal!
  • Ne zaman liberalden bahsetsem, aklıma hep, Saltıkov-Şçedrin’in olağanüstü masalı gelir: yüzüne tükürürler de, yağmur yağıyor sanır liberal.
  • Ama durun, eksik kalmasın. Bir şeyi daha hatırlatalım. Dün bu haberler çıktıktan sonra bir zat-ı muhterem, ki çok muhteremdir:
  • Fransız mali oligarşisinin temsilcisi itoğlu it karşısında ikiye bükülecek, Alman hükümetine akıl verecek, demokrasi cephesinin Avrupa’dan kerameti kendinden menkul mihmandarlığı rolüne soyunacak kadar muhterem — işte bu muhterem, saygıdeğer profesör Melzer’e derhal sufle verdi…
  • … ve 2016’da hükümet matbuatında bir takım sözlerinin nasıl çarpıtıldığını hatırlatarak (aslında o zaman da çarpıtma yoktu) sordu: “Çevirisi çarpıtılmış olmasın sakın?”
  • Saygıdeğer profesör de, muhterem mihmandarın pasını derhal aldı: çevirinin yanlış olduğunu söyledi, “doğrusunu” bildirdi — yani “yanlış” çevirinin aynını.

Leş kokusu yükseliyor ya bütün bu sürüden, kendileri nasıl almıyorlar bu kokuyu, şaşılacak şey doğrusu.

Bu Konu, karagullecioglu @karagullecioglu Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar