Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

2008’de ‘Teğet Geçen Kriz’ Şimdi ‘Neden Delip Geçiyor?’

2008’DE “TEĞET GEÇEN KRİZ” ŞİMDİ NEDEN “DELİP GEÇİYOR” ? Gecenin floodu ile karşınızdayız… İşte ekonomik kuşatmanın perde arkası..

  • Türkiye “gizli bir ambargo” ile karşı karşıya ve bunun sebeplerini de daha önce yazmıştık. ABD ve Batı kendi elleri ile bir “canavar yarattılar”
  • Ve 2011 itibariyle artık o canavarın kendileri açısından “kontrol edilemez” ve “bölgesel olarak” öngörülemez olduğu temel tespitini yaptılar.
  • Yalnız ortadaki sıkıntı bu Avrupa ve ABD’nin artık, öngörülemez, totaliterleşen ve güvenilmez bulduğu güç odağını seçimle devirme şansları kalmadı.
  • Çünkü Batı ve ABD bu “ılımlı arkadaşları” destekleyip “yol açma çalışma” çalışmaları yaparken Türkiye’nin sosyoloji ve duygu iklimi haritasını hesaba katmadı. 600 yıllık bir “mutlak monarşi” geleneğinden gelen Türkiye’de siyasetin “karizmatik, güçlü lider” profili odaklı yapıldığını unuttular.
  • O “lider” ilk etapta yol açma operasyonu Batı tarafından yapılsa da sonraları özellikle anti-amerikan ve anti-israil söylemleri ile(!) kendi kemik kitlesini oluşturunca geriye tek yol kaldı…
  • Evet AKP “EKONOMİ İLE GELMİŞTİ” ve “EKONOMİ İLE GİDECEKTİ”… Bu kez tespit doğruydu Türkiye’de “cebine el attığınız” an vatandaşın ne lider ne padişah umrunda olmazdı. Ve operasyona başlandı…Türkiye görünmez bir “Ekonomik Kuşatma” altına alındı…
  • Buraya kadar yazdıklarım daha “Türkiye’de Neden Kriz Var” temalı uzun flood’umu okumayan arkadaşlar için bir özetti. Bu flood’umuz içinse temel oluşturmakta.
  • Gelelim başlıkta yer alan ve hala olaya “LİDER NE DERSE DOĞRUDUR” mantığı ile baktığı için olayları kavrayamayan ciddi bir kitleyi oluşturan AKP seçmenin sorusuna…
  • 2008 yılında tüm Dünya’yı ezip geçen küresel finans krizi Türkiye’yi ezip geçmişti de şimdi niye bir küresel kriz yokken Türkiye’yi “delip geçen” bir “gizli kriz” ortaya çıkmıştı?
  • Bu sorunun yanıtını vermek ve yazımızın ana konusunu ifade etmek için önce filmi 2008 yılına saracağız. Sonrasında günümüze gelerek sebep/sonuç ilişkisini kuracağız.
  • 2008 yılında Dünya’da, özellikle Amerika’daki banka ve fonlarda Dünya tarihinin son 35-40 yılının en büyük likit para “birikmişliği” mevcuttu.
  • ABD için ise her koşulda aşılabilir olarak nitelenen kriz görülmüş, Goldman Sachs v.s Lehmann Brothers gibi ana taşıyıcı finans kolonlarının “kurtarılış” operasyonu önceden planlanmıştı.
  • Ancak ABD ekonomisinin 2 temel ayağı daha vardı “garantilenmesi” gereken: Silah ve petrol… İşte bu 2 temel ayağın sorunsuz işlemesi için de BOP Projesinin “sorunsuz”ilerlemesi gerekmekteydi.
  • BOP Projesi’nin sorunsuz ilerlemesi noktasında krizden etkilenmiş, ekonomik krize girmiş bir Türkiye ABD çıkarlarına aykırıydı…
  • İşte ABD bu noktada devreye girdi. BOP Projesinin Eş Başkanı olan partneri AKP’nin böylesi bir kötü senaryo yaşamaması için ABD’deki fonlarda birikmiş olan Körfez sermayesine “yol verdi”.
  • ABD’deki Körfez sermayesi “sıcak para olarak” Türkiye’ye yönlendirildi. Yani aslında AKP’nin yabancı yatırımcı çekme söylemi bir hikayeden ibaretti, para bize “gönderilmişti”.
  • Ancak ABD bu “sıcak parayı” Türkiye’ye yönlendirirken bunun sermaye piyasalarında, borsada, ve yeni çıkarılacak yasa ile önü açılacak “yabancıya mülk edinme” hakkı ile gerçekleşmesi şartını koydu…
  • Hal böyle olunca ABD bir taşla 3 kuş birden vurdu… Hem BOP projesinin sekteye uğramaması için Türkiye’deki siyasi partnerini krizden koruyarak garantiye aldı…
  • Hem de kontrolünü sağladığı Körfez sermayesinin sıcak para olarak borsa, gayrimenkul, sermaye piyasalarına girerek adeta buraları “silahsız işgali” ile ülke ekonomosini ele geçirdi. Reel ekonomiyi felç etti…
  • Hem de bunların sonucu olarak AKP iktidarını 2008 itibariyle “tam bağımlı” hale getirdi…
  • İşte bize doğru “yol verilen” sıcak bu petro-dolarlar sayesinde 2008 küresel finans krizi “Elhamdülillah teğet geçti!”
  • Ve geliyoruz günümüze… ABD ve Avrupa, AKP-Ilımlı İslam-Erdoğan projesinin artık öngörülemez ve güvenilmez, totaliter eğilimleri olduğunu kabul ederek pozisyonunu yeniden belirledi…
  • Önce uluslarası Batılı kredilendirme kuruluşları eli ile Türkiye’nin kredi ve yatırım yapılabilirlik notu düşürüldü.
  • Bu notların düşürülmesi her sene daha fazla cari açık veren ve dolayısı ile her sene borçlarını çevirebilmek için daha fazla borç bulması gereken Türkiye’yi borçlanamaz hale getirdi.
  • Türkiye özellikle son 2 yılda uluslarası piyasalardan normal faizin üzerinde faizlerle ve ağır anlaşma bedelleri ile borç bulabilmekte…
  • İşte bu noktada bizim 2008’deki “ekonomik kriz teğetini” ve tabii o dönem yaşanan “sıcak para akışını” kendi üstün siyasi / ekonomik dehası sanan ve kendi hanesine yazan yöneticilerimiz gözü Katar’a dikti…
  • Katar şöyle bir kenarda dursun yeniden geleceğiz ama öncesinde bu “gizli kuşatmanın” görünmese de “kilit” kuruluşu konumunda olan bir kuruluş var ona değinmemiz gerekiyor: OPEC…
  • OPEC yani “Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği”… “Güzel de onlar ihraç ediyor bize ne oluyor?” diyecek olursanız bence sakın demeyin, kazın ayağı öyle değil…
  • Bu OPEC’in üyeleri kimler bir bakalım isterseniz: Kurucu üyeler : Venezüella, Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt Sonradan Katılan Ülkeler: Katar, Libya, Endonezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Ekvator, Gabon.
  • Şimdi bu OPEC dünya petrol kaynaklarının üretilebilir rezervlerinin %79’una yani 3’te 2’sine sahip…
  • Dünya petrol fiyatlarını bu ülkeler belirliyor, bu anlamda tekel olmak için kurulan bir örgüt zaten… Örneğin 1973’te başlayıp 1974 ortalarına kadar devam eden “Büyük Petrol Krizini” çıkaran OPEC…
  • O dönemde OPEC, Arap-İsrail savaşında İsrail’e destek veren Batı dünyası ve ABD’ye petrol ambargosu uyguladı…
  • Bu krizde ABD’de yokluktan petrol karne ile satıldı. Plakaları tek haneli olan araç sahipleri ayın tek haneli günleri, plakası çift haneli olanlar çift haneli günlerde karne ile benzin alabildi.
  • Petrol fiyatları tavan yaparken OPEC üyesi ülkeleri tarihlerinde olmadığı miktarlarda para kazandılar…
  • Ama her etkinin bir tepkisi olduğu gibi bu petrol ambargosunun da bir etkisi oldu ve petrol alımı yapan ülkeler başka enerji kaynaklarının üretilmesine yöneldiler.
  • Japonya ise %80 petrole bağımlı ekonomi politikasını kökten değiştirerek eloktronik üretim temel merkezli bir ekonomi üretim modeline geçti…
  • Hali ile OPEC 1981 sonu itibariyle “keyfiyetini” kaybetti. Petrol anlaşmaları uluslararası hukuka göre yeniden dizayn edildi ve petrol ihracatçısı 12 ülkenin petrolü siyasal bir silah olarak kullanma devri kapandı.
  • Bu ortaya şöyle bir durum çıkardı… OPEC artık “keyfiyet ve tekeli” ile siyasal baskı kurmak bir yana Dünya’nın geri kalan kısmı kendisinin “müşterisi” olduğu için “müşteri her zaman haklıdır” pozisyonundaki esnafa dönüştü.
  • Buna bir de gelişen teknoloji ile ABD, Rusya gibi ülkelerin inanılmaz petrol üretimi ve alternatif enerjileri ortaya çıkarması eklenince OPEC ülkesi o meşhur “Körfez ülkeleri” “Ballı Müşterileri” olan Avrupa ve Amerika’nın Kendilerinden petrol alımını azaltmaması için her şartta kullanılmaya uygun “siyasi baskıya açık” zengin ama Batı ve ABD’ye “zenginliği ile bağımlı hale gelmiş” ülkeler haline geldiler…

Şimdi bakalım bizim şu OPEC ülkeleri ile basiretimiz sonucu ilişkilerimiz ne halde;?

  • İran: Her daim çekişme halindeyiz, son dönem daha da arttı. Şii ekolü bölgeye hakim kılmak isteyen İran ile ortak noktada buluşmamız zorken Haşdi Şabi eli ile Kerkük-Musul’da etkinliği İran alınca bu ihtimal daha da zayıfladı…
  • Irak: Yıllarca merkezi tabiri caizse “adam yerine koymamışız” Barzani ile ortak “kaçak” petrol satmışız. Barzani saf dışı kalmış, Talabani kazanmış, biz kaybetmişiz…
  • Kuveyt: Yıllardır yanından geçip selam vermemişiz…
  • Libya: Kaddafi devrilsin diye savaş gemimizi göndermiş, bavullarla nakit 500 milyon doları muhaliflere dağıtmışız. Kaddafi devrilmiş “Masada olacağız” derken salona bile almamışlar. Parsayı Fransa toplamış…
  • Suudi Arabistan: AKP içinde “Suudiciler” olarak bilinen Gül ekibi tasfiye edilirken, Suudilerle sırf bu ekibi destekliyor diye ilişkiler mesafeli tutulmuş. Şimdi etkinliği Amerika ele almış. Amerika zaten tezgahın lideri. Suudlardan da hayır yok…
  • Cezayir ile sadece müteahhitlerimiz iş yapmış onun dışında adam akıllı bir tek ticari anlaşmamız, orada yatırım yapan firmamız yok. Diplomatik olarak unutmuşuz…
  • Nijerya: Uğramamış, aramamış, sormamışız. 15 Temmuz sonrası kapısını çalarken de “Gülen okullarını kapatın” diye üst perdeden konuşunca adamlardan vetoyu yemişiz. Adamlar okulları kapatmamış, basın önünde karizmamızı çizmiş…
  • Yani efendim kala kala bize “ilişkilerin” iyi olduğu Katar kalmış…
  • Ne demiştik? ABD ve Avrupa AKP-Erdoğan-Ilımlı İslam karşısındaki yeni pozisyonunu 2012 sonu itibariyle aldı… Yani 2013 başı diyelim…
  • Tabi bu pozisyon almalarda geçişler ülkeler arasında öyle çok radikal, pat diye bir anda olmuyor / olamıyor. Pek çok denge ve parametre var. Ana plan belirlenip, zamana yayılıyor ve doğru zaman bekleniyor…
  • 2013 itibriyle Türkiye’nin ana “Kreditörü” konumunda olan Batı kaynakları kesmeye başladı… Fonlar teker teker iptal edilmeye başlandı. Dünya Bankası fonları bile gelmez oldu..
  • Kredibilitemiz düşürüldü. Borçlanma imkanımız giderek azaltıldı. Bu yüksek kamu iç borç stoğu sonucunu doğurdu…
  • Yani ekonomi önüne hiç bir bariyer konulmayan bir araç gibi uçuruma doğru hızla gitmeye başladı…
  • Normal şartlarda bu kadar da dayanamazdık…
  • Ancak “ilişkiler” ağı, bankalar, özel hesaplar, sırdaşlıklar v.s bazı özel durumları da beraberinde getirince Katar’dan para azala azala da olsa gelmeye devam etti. Biz günü bu şekilde kurtardık…
  • Şimdi gelelim Anadolu tabiriyle “zurnanın zırt dediği yere”… Bu OPEC ülkelerinin her birinin petrol satışı noktasında farklı stratejileri var… Bu stratejiler siyasal ve ekonomik parametrelere göre değişebilmekte…
  • Katar’ın da kendisine göre bir stratejisi var… Nedir o strateji bakın çok kritik… Katar petrol ihracının %85 civarı bir bölümünü OPEC ülkelerine yapıyor… İlginç ama durum bu…
  • Peki OPEC’in “ana ve ağır kalem” müşterileri kimler? ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika, Doğu Avrupa ülkelerinin bir kısmı,.. Kısacası ABD-AB-İngiltere 3’lüsü…
  • Bizim bu ülkelerle ilişkilerimiz malum… Her gün birisine “Eyyy” çekiyoruz…
  • Bu adamların belirttiğim gibi Türkiye karşısında aldığı yeni bir pozisyon söz konusu…
  • Adamlar “Ballı müşteri” olarak OPEC üzerinden OPEC’e satış yapan Katar’a diyor ki: “Türkiye’ye artık para ver-me-ye-cek-sin. Yoksa OPEC yerine Rusya üretimini günlük 11 milyon varile çıkartmış, petrolü oradan alırım. Yahut ABD hidro karbon yöntemi geliştiririm sizle işim olmaz”
  • Bir de ekliyorlar, bu kez direkt Katar’a mesaj veriyorlar,:”Bak arkadaşım sen şu anda dünya likit doğalgaz piyasası LNG’nin 1 numaralı satıcısısın. 25 TRİLYON metreküp rezervin var ve asıl parayı da petrolden değil buradan kazanıyorsun, “Ama sözümüzü dinlemezsen son 10 yılda bu piyasaya giren ve senin pazar payını kaptırmamak için canını dişine taktığın ABD ve Rusya var. Ben senin asıl gelir kalemin olan bu sıvı LNG’yi onlardan alırım”
  • Katar’da dönüyor bize diyor ki “Tamam benden buraya kadar yoksa iflahımı kesecekler benden artık para yok”
  • Uluslararası piyasalardan borç almakta zorlanan Türkiye, tek sıcak para giriş kaynağı Katar’ı da kaybedince işte ortaya “Teğet Geçen Değil Delip Geçen” ve coşmuş ekonomi masalları, oynama yapılan rakamlar ile “gizlenmeye çalışılan kriz” çıkıyor.
  • İşte o nedenle varlığı olmayan bir ülke olarak, “Varlık Fonu” kuruyoruz… Ve tüm kuruluşları bu fona devrediyoruz ki bu kuruluşları ipotekleyip kısa ve orta vadeli borçlanabilelim…
  • Son olarak daha önce de yazdığımız gibi Yiğit Bulut Avrupa’da bankalar dışında daha yüksek faizle para bulunabilecek fonları turladı ama sonuç alamadı.
  • ÇAYKUR’u ipotek olarak gösterip Çin’den 5 milyar dolar borç istedik vermediler. Daha büyük kurumları ipotek olarak istedikleri söyleniyor. Sıkışılırsa devasa kurumların ipoteklenmesine hazır olun…
  • İşte ülkemin “coşmuş ekonomisinin” hali pür melali ve özellikle pek çok AKP’linin “Yahu bu kriz ortamı bu sefer niye bu kadar salladı bizi?” sorusunun perde arkası…

Efendim öncelikle sonuna kadar okuma zahmetinde bulunan dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Ve ne diyoruz her floodumuzun sonunda olduğu gibi “Taktirleriniz beğenilere, beğenileriniz RT’lere yolculuk etsin”

Bu Konu, Celal Eren Çelik@yazparov Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 5 Ekim 2018 — 19:36

3 Yorum

Yorum Ekle
  1. 2008 den bu yana kriz olmadı. 2008 de de Abd kaynaklı küresel morgage krizi çıktı biz o krizi %50 zararla kapatık sonra 2010 dan- 2013 gezi eylemlerine kadar 3 yıl %100 karla iş patlaması oldu. 2014-2018 arası %30 kardayız. Artık 2018 i iyi atlatıp 2019 dan sonraya bakıcaz.

  2. Harika bir analiz.Teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |