#17Ağustos 1999 Depreminde yaşadıklarımdan hatırladıklarım!

Birazdan anlatacaklarım da benim #17Ağustos 99’da yaşadıklarımdan hatırladıklarım. #KeşkeSöyleyebilsem

  • Bundan tam 18 yıl önce bu saatlerde, hava çok bunaltıcıydı, evimizde misafirlerimiz vardı.
  • Misafirlere meyve ikramı yapılmış, onlar bitince, çay ikramına başlamıştık.
  • Çaylarımızı içerken mutfaktan patlama/cam kırılması sesi geldi. Ne olduğunu anlamaya çalıştık.
  • Meyve ikramı için kullandığımız cam tabaklardan birisinin, konulduğu masanın üzerinde kendiliğinden TUZ-BUZ olduğunu gördük.
  • Nedenini anlayamadık. Tabaklarda üretim hatası vardır diye düşündük. Sonradan, buna benzer ilginç olayların o gece çok yaşandığını duyduk
  • Misafirlerimiz gittikten sonra, ailem uyumak için odalarına gittiler. Ben de o gün elime ilk defa VCD’si geçen filmi seyretmeye başladım.
  • Filmin çok övüldüğünü ve ‘çok güzel bir film’ olduğunu çok duymuştum. Yorgun olmama rağmen mutlaka seyretmek istiyordum.
  • Zaten beğenmezsem, kapatır uyurum diye düşünüyordum. Film, sonradan çok meşhur olan “Matrix” filmiydi.
  • Filmi seyretmeye başlayınca, yorgunluğuma rağmen tamamını seyretmek istedim.
  • Saatler epey ilerlemişti. Filmin sonuna geldiğimde filmin gerçekten güzel olduğunu düşünüyordum.
  • Hazırlığımı yapıp artık uyumaya karar vermiştim. Sıcaklardan dolayı uyumak zor oluyordu.
  • Uyumaya çalışırken önce hafif bir gürültü duydum. Gözlerimi açtığımda, perdeden dışarısının birden gündüz gibi aydınlandığını gördüm.
  • Şimşek veya yıldırım mı diye düşünürken, evimiz büyük bir gürültüyle sallanmaya başladı.
  • Deprem olduğunu anlamıştım. Biter şimdi diye düşünmeye başladım. Oturur vaziyette sırtımı duvara yasladım.
  • Sallantı ve gürültü şiddetini arttırarak devam ediyordu. Duvar sırtıma VURMAYA başladı.
  • Dışarıdan gelen gürültü diğer tüm sesleri bastırıyordu, parlaklık da gitmiş, neredeyse mutlak karanlığa dönüşmüştü.
  • Eşyaların düştüğünü, dolapların devrildiğini anlayabiliyordum. Acaba depremde ölenlerden birisi de ben mi olacaktım?
  • Hikayelerde anlatılan “hayatının film şeridi gibi gözünün önünden geçmesi” demenin ne demek olduğunu o zaman anladım.
  • Bakmayın 45 saniye sürdü denilmesine. Zamanın izafi olduğunu, 45 sn içine “bir ömür” sığabildiğini anladım.
  • Ve nihayet 45 sn geçmişti. Ben iyiydim, ya ailemin geri kalanı?
  • Elektrikler kesilmişti, heryer karanlıktı. Depremden kaynaklanan gürültü de kesilmişti.
  • Odadan çıkmaya çalışıyordum ama kapının arkasında bazı eşyalar devrilerek kapıyı açılamaz hale getirmişti.
  • Anne-babamın ve kardeşlerimin sesleri gelmeye başladı. iyilerdi. Ben de iyi olduğumu söyledim.
  • Eşyaları el yordamı ile kaldırıp, kapıyı geçebileceğim kadar aralamayı başardım.
  • Hızlıca dışarıya, bahçeye çıktık. Komşular da dışarı çıkmışlardı. Hızlıca eksik kimse var mı diye baktık. Olması gerekenler oradaydı.
  • Ne olduğunu anlamak için arabalardan radyo dinlemeye başladık. Bazı radyolar müzik yayınına devam ediyordu.
  • Jeneratör de olsa, hiç bir yerde aydınlatma çalışmıyordu. Gökyüzünde aslında ne kadar çok yıldız olduğunu hayretle seyredebiliyorduk.
  • Bir süre sonra radyolarda depremden bahsedilmeye başlandı. İzmir’den, İstanbul’dan, Ankara’dan hissedildiğinden bahsediliyordu.
  • Hiçbir telefon(cep, sabit) çalışmıyordu. Aradığımız kişilere ulaşamıyorduk. Bazen telefonlar çalıyor ama cevap veren olmuyordu.
  • Vakit ilerledikçe, depremin vehameti ortaya çıkmaya başlamıştı. Binlerce ölümden ve çok daha fazla yaralanmadan bahsediliyordu.
  • Hükümet, deprem bölgelerine ulaşamıyor, deprem bölgelerinden yağma haberleri geliyordu.
  • İnsanlar birbirine “sizde ne kayıp var” dediğinde, kaç kişinin öldüğünü sordukları anlaşılıyor ve ona göre cevap veriliyordu.
  • Depremden 3 gün sonra Sakarya ve İzmit’e gittiğimizde, olayın televizyonda izlediğimizden çok daha vahim olduğunu anlamıştım.
  • Televizyonda film izler gibi izleniyor, en fazla “vah vah” deniliyordu. Ama orada, kafayı çevirdiğiniz her yerde bina enkazları vardı.
  • Enkazlardan çıkabilenler, evlerinin yanına, sokaklara derme çatma çadır vb kurarak hayatta kalmaya çalışıyordu.
  • Bu çadırdakilerden birisine, “enkazda kalan var mı” diye sormuştum. “Sabah ses geliyordu ama kesildi, herhalde öldü” dedi.

  • Bunu söylerken “sıradan” bir şeyden bahsediyormuş gibi konuşması ve ses tonlaması beni daha fazla dehşete düşürmüştü.
  • O günlerde 28 Şubat süreci denen süreç yaşanıyordu. Başörtüsü konulu protesto gösterilerinde, “7.4 yetmedi mi” pankartları açılıyordu.

  • Şimdi iktidarda olan zihniyet, o günlerde, devletin, halka uyguladığı baskı sonucu, Allah’ın depremi gönderdiğini iddia ediyordu.
  • Ama ne garip ki, o günlerde “devlet halka zulüm ediyor” diyenler, devletin başına geçtiklerinde, çok daha fazla baskı yapmaya başladılar.
  • Kendileri o günlerde protesto gösterileri düzenleyebiliyorken, şimdi en ufak muhalif sesi kesmek için herşeyi yapıyorlar.

Eğer gerçekten, tektonik hareketlerden değil de, halka baskı yapıldığı için deprem oluyorsa, bundan sonra Türkiye’de durmamak lazım. AKP’nin yaptığı bu kadar baskıdan sonra, gelecek deprem vb afette, taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmaz. Umarım, en kısa zamanda bu kötü yönetimden, kazasız/belasız kurtuluruz. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Bu Konu, Evrim Equal @GunebakanEvrim  Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının,  paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar