Son yıllarda bozulan ekonomik gidişatla birlikte iş gücü piyasası oldukça sıkıntılı. İçinde bulunduğumuz bu duruma karşı reçete olarak sıklıkla “EĞİTİM” yazılmakta. Ancak bu sorunun muhatabı belirli değil ve etkili olup olmayacağı da şüpheli.
- Üretimin temelinin sermaye ve iş gücüne dayanması; iş gücü kalitesinin de eğitimle doğru orantılı olması bu önerinin esas nedeni. Şüphesiz ezbere dayanmayan sorgulayıcı eğitimin ve tabana yayılmış öğretimin uzun vadede ekonomi üzerinde oldukça olumlu etkisi var.
- Ancak televizyonlarda, gazetelerde ve internette sayısız “bir bilen” tarafından dile getirilen “eğitim şart” önermesi günümüz Türkiye koşullarında oldukça yetersiz kalıyor. Neden mi? Öyleyse başlayalım! Eğitimin önemini sürekli vurgulayarak kime mesaj verilmeye çalışılıyor?
- Hemen kolaya kaçalım ve muhatap olarak devleti varsayalım. Nisan 2012’de 4+4+4 isimli sistemle eğitim hem imam hatipleştirildi hem de özelleştirildi. Bugün iktidarda aynı görüşteki siyasi parti bulunduğuna göre devletten yeni ve ilerici bir eğitim sistemi bekleyebilir miyiz?
- Ön yargılı olmayıp bir sürprizin yaşandığını varsayalım (Yeni MEB Bakanı). Yeni sistemin sonuçlarını hemen alabilir miyiz? İyi ihtimalle 10 yıl ve belki daha da fazlası. Gerçekçi olalım; ne vatandaşın 10 yıl bekleyecek sabrı ne de devleti yönetenlerin böyle bir niyeti var.
- Eğer muhatap devlet değilse vatandaş olmalı. İşsizlikle boğuşan farklı grupları hızlıca ele alalım. Zorunlu emekliler, yeni mezunlar ve henüz okul öncesi çağda olan çocuklar. Hatta okul öncesi çağda olup aileleri sınırsız maddi imkanlara sahip çocukları da dile getirelim.
- Emekli maaşlarının geçindirmek için yeterli olmaması veya kendileri için olmasa da çocuklarının hala okula devam etmeleri veya çocukları çoktan mezun olsa bile bir türlü iş bulamamaları neticesinde çalışmak isteyen 50 yaş üstü anne-babalara odaklanalım.
- DİSK raporuna göre 2003’te 1,5 milyon emekli tekrar çalışma hayatına dönmüş veya iş arama çabası içerisine girmişken; 2017’de bu sayı 4 milyona çıktı. Bu miktar nüfus artışı veya emekli sayısı artışının çok üstünde.

- Gençlerle rekabet etme gücü (daha uzun mesai saatleri ve düşük ücrete takat ve tahammül göstermek) az olan bu insanları mesleki eğitim bile olsa tekrardan sınıflara sokabilir miyiz ya da bunu başarsak dahi aynı meslekteki gençlere kıyasla daha rekabetçi kılabilir miyiz?
- Sanıyorum cevap sorunun içinde saklı. Öyleyse bir diğer gruba geçelim: yeni mezunlar. Henüz 25 yaşında ve bekar olan, hayatının en az 16 yılını öğrenimle geçirmiş yeni üniversite mezunu bir işsizi düşünelim. Yeni bir lisans programına mı yerleşecekler?
- Yüksek lisansa zorlamak iş gücü piyasasında gerçekten etkili mi? KPSS veya İngilizce kurslarına gitmek hepsinin memur olmalarını sağlar mı? Yoksa onları diplomalı işsizler grubundaki acı verici kıdemlerine kıdem ekleyip umutları iyice yıkılmış bir ruh haline mi itmiş oluruz?
- Sorumuzu biraz daha kolaylaştıralım ve henüz okul öncesi çağdaki çocuklara odaklanalım. Yani henüz ortada geçmişin hiçbir pişmanlığı yok; aile çocuğunu sürekli öne sürülen eğitim tavsiyesine uygun olarak yetiştirebilir. Elbette bir tek şartla, yeterli parası varsa.
- Son 10 yılda devlet mülkiyetindeki öğretim kuruluşlarının kasıtlı veya kasıtsız kalite kaybına uğradıkları ortada ve zaten üst düzey eğitim verme olanağı olan devlet okullarının kontenjanları çok sınırlı.
- Bu nedenle çok sayıda öğrenciye iş gücü piyasasında avantaj sağlayacak kalite özel okulların tekelinde ve haliyle pahalı. Pahalı sözcüğünün içini biraz daha doldurabilmek için aşağıdaki tabloya bakmak yeterli. Yazılı ücretler üzerinde az da olsa pazarlık imkânı mümkün.
- Öğrenim süresine, seçilen üniversite ve bölüme bağlı olarak farklılaşmalar gözlemlenebilir. Hatta az sayıdaki kişi burs olanağından da faydalanabilir. Ama biz bunları sadeleştirelim ve rakamların fazla göz korkutmaması için birkaç varsayım ekleyelim.

- Örneğin okulda servis, yemek ya da kıyafet masrafı hiç olmasın. Bir de üstüne enflasyonu ve faizi 0’layalım. Öyle ki öğretim ücretleri hep sabit kalsın ve yıllar önce harcanmış parayla bugünkü para hiç faiz yokmuşçasına aynı olsun. Böyle bir dünya yok ama biz varsayalım.
- Son olarak farklı gelir ve azim gruplarını belirten dolayısıyla farklı ücretler ödemeye hazır aileleri; mütevazı-sınırlı, hevesli-imkanlı ve hırslı-varlıklı olarak kategorize edip basitleştirelim.
- Örneğin Türkiye ortalamasının üzerinde geliri olan ve eğitimle her şeyin değişebileceğine inanan mütevazı-sınırlı bir aileden geliyorsanız; lise ve lisans öğreniminizi özel okullarda 8 yıl okuyarak yaklaşık 272 bin TL karşılığında tamamlayabilirsiniz.

- Daha iyi koşullara sahip hevesli-imkanlı bir ailede iseniz 16 yıl boyunca yurt içi öğretim kurumlarına yaklaşık 501 bin TL vererek iş gücü piyasasında avantajlı bir konum elde etmeyi amaçlayabilirsiniz.

- Son olarak madden olanakları geniş ve eğitimin önemine tam inanmış hırslı-varlıklı bir ailedeyseniz 20 yıllık özel öğrenime yaklaşık 866 bin TL vererek iş hayatında fark yaratmayı deneyebilirsiniz.

- Asgari ücretin Ocak 2018 itibarıyla net 1.603 TL olduğu Türkiye’de paralı eğitimin çok sınırlı bir grubun imtiyazı olduğunu söylemeye gerek yok. Biz yine de işi kolaylaştırmaya devam edelim. Varsayalım ki Türkiye’de herkes varlıklı!
- Öyle tatlı bir Türkiye düşünelim ki her aile her çocuğu için yukarıda yazan 866.404 TL’yi masaya rahatça koyabilsin. Herkes dilediği gibi 18 yıl yurt içinde özel okullarda okusun, bir de üstüne ABD’de MBA yapabilsin; mezun olduğu gibi de iş gücü piyasasının kapısını çalsın.
- Sorumuz şu: Kendisini geliştirme imkânı bulmuş yeni bir mezun; acaba hangi şirkette ve hangi pozisyonda iş bulursa 866.404 TL ederindeki öğrenim faturasını amorti edebilir? Veya kaç yıl çalıştıktan sonra anne-babanın masraflarının karşılığını çıkarabilir; 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl?
- Bu soruyu enflasyonun ve faizin olmadığı; eğitime ait servis, yeme-içme ve kıyafet gibi ek masrafların da dahil olduğu görece gerçekçi bir dünyada bir daha soralım; 20 yıl, 30 yıl?
- Son olarak asgari ücretin 1.603 TL olduğu Türkiye’de yaşadığımızı hatırlayarak soruyu tekrar yöneltelim. Cevabınız muhtemelen bu sorunun ne kadar saçma olduğu, değil mi? Peki öyleyse neden bizlere sürekli kendimizi daha iyi bir öğretimle geliştirme reçetesi sunuluyor?
- Eğitimin tamamen ticari bir sektör haline dönüştürüldüğü Türkiye’de ailelerin zar zor biriktirdikleri paraları “eğitim şart” klişesiyle özel sektöre yem etmenin masumiyeti var mıdır? Bu fikre sahip olanların kaçı hiç olmadı temel öğretim ücretsiz olmalı diyebiliyor?
- Üstelik üst gelir grubuna mensup ailelerin çocuklarının da eğitim yatırımlarının karşılığını alma olasılıkları az. Büyük ihtimalle tek başarabilecekleri sahip oldukları imtiyazlı sosyoekonomik mevkiyi koruyabilmek olacak.
- Bu nedenle “eğitim şart” demek tek başına bir şekilde hayal satmak demek. İyi niyete sahip bir kanaat önderine düşen mevcut kokuşmuş düzendeki konforunun arkasına saklanmak değil; düzene karşı durup “çağdaş ve parasız eğitim şart” deme cesaretini gösterebilmek.
- Elbette “çağdaş ve ücretsiz” eğitim de yeterli kriterler değil. Evde anne-baba yardımı ile yapılan, dolayısıyla eğitimli/ eğitimsiz veli farkının çocuklara yansıtıldığı ev ödevleri de bir çeşit adaletsizlik.
- Ya da ücretsiz eğitim tüm yurtta sağlansa da aynı kalitenin köyden şehre, Doğu’dan Batı’ya taşınması; okutulmasına izin verilmeyen özellikle kız çocuklarına imkân tanınması da olmazsa olmaz. Zihinsel ve fiziksel engellileri de unutmamak gerek.
- Hatta eğitimi hayatta kalmak için hazırlanmış bir hap olarak değil; insanoğlunun sahip olduğu merak duygusunun serüvenleri olarak görmek; çocukluktaki bir oyundan erişkinlikteki bir sorgulamaya dönüştürebilmek gerek.
- Ancak bunların tamamı hem çağdaş hem de ücretsiz eğitim demekle başlar. Eğitimi; yalnızca iş gücü piyasası odaklı gören kapitalist anlayış yerine; sosyal adaletin fırsat eşitliğini sağlamaktaki en temel aracı olarak görmeli.
Aksi halde çağdaş ve ücretsiz eğitim alabilmek için tüm çocukluklarını YKS ve LGS ile heba etmiş; kazanamayanlarınsa imam hatiplere mahkûm edildiği gelecek nesillerimiz olacak. Biraz tasarrufu olanlarınsa yüz binlerce lirası özel okul patronlarının cebine aktarılacak.


Bu Konu, M. Murat Kubilay @mmkubilay Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…


Pelikan Grubu | Pelikancılar Kimdir?
Menzil Tarikatı; Gavs Kimdir? Nasıl Çalışırlar? Mal Varlıkları Nedir?
Serkan Kurtuluş Kimdir?
Kesinleşmiş Cezanın ne kadarı Cezaevinde yatılır! (‘Cezamın yatarı ne Avgat Bey?’)
Corona Virüsü
Yeşil kod adlı; Mahmut Yıldırım Yaşıyor mu?
Türkiye’deki Cezaevi Tür ve Tipleri hakkında pratik bilgiler!
Kur’an-ı Kerim’de Bilim ile İlgili Ayetler? (‘Kur’an bilime yönlendirir!’)
Erkekler neden mesaj yazmaz? Kızlar neden mesaj atmaz?
Akp’nin Yasadışı silahlı eğitim kampları! (‘İç Savaş Hazırlığı, Görüntüler – İddialar’)
Osmanlıca Küfür
Twin Flame
Atatürk’ün dedesi kimdir? | Soy Ağacı
Dr. Mehmet Öz; Corona Virüsü
Türkiye Yunanistan Askeri Gücü Karşılaştırması
David Rockefeller, Servetinin sınırlarına yolculuk! Ve Türkiye’deki Temsilcileri!
Adolf Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in Sözleri
Şehidimiz Var; Albay Okan Altınay
Rabıta Nedir? Nasıl Yapılır?
Ölün İstiyorum Artık | Nejat İşler
-Sorumuz şu: Kendisini geliştirme imkânı bulmuş yeni bir mezun; acaba hangi şirkette ve hangi pozisyonda iş bulursa 866.404 TL ederindeki öğrenim faturasını amorti edebilir? Veya kaç yıl çalıştıktan sonra anne-babanın masraflarının karşılığını çıkarabilir; 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl?