Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

Yeni Türkiye’de Eski Dostlar (‘Sen Putperest misin?’)

Anlatayım efendim.. Vakti zamanında yediği içtiği ayrı gitmeyen pek samimi arkadaşlardık. O zamanlar ki her sabah okulumuza gider,bağıra bağıra andımızı okuyup,neşeyle dersimize başlardık. Benim öğretmenim Süleyman Bey sıkı bir sosyalistti. ‘Kola içmeyin, Amerikan malı o!’ derdi..

  • İlkelerine sıkı bağından olsa gerek,sağlığa zararından bile evvel vatan menfaati icabı Amerikan malı olmasını söz konusu ederdi. Koyu,kopkoyu bir Atatürkçü idi.Tıpkı tüm diğer öğretmenlerimiz gibi!
  • Şuraya bir parantez açmalıyım(Ben ilk-orta-lise tahsilim esnasında sabahları andımızı bizimle birlikte haykırmayan,İstiklâl Marşımız okunurken başka bir işle uğraşan hiçbir öğretmen görmedim) Yıllar geçti,hayat mücadelesi hepimizi bir yanlara savurdu.Bazılarımız bazılarımızı arada görebiliyor olsak da,artık bir araya gelmemiz pek mümkün olmuyordu..
  • Kimimiz şu olmuş,kimimiz bu olmuş ne bilelim,ben de müziğe takmıştım kafayı,müzisyen olmak istiyordum,öyle de oldum.. Gençlik yıllarında sahne hayatı pek havalı oluyor ne yalan söyleyeyim,insanın inesi gelmiyor.Bir gün bir bakmışsın izleyicilerin arasında eskiden hoşlandığın ama okul boyunca sana yabani hayvan muamelesi yapmış olan kız el sallıyor..
  • İlk başlarda düşünüyorsun ‘Acaba bana mı el sallıyor?’Sağına bakıyorsun,soluna bakıyorsun,arkana bakıyorsun,en sonunda sen de el sallıyorsun. Karşıdan gelen tepkiye göre de anlıyorsun:’Evet bana Sallamış!’
  • Bir gün o kız,bir gün en sevmediğin çocuk,öbür gün sana görüneyim diye önündeki seyircileri ezen mahallenin korkulu kabadayısı Recep Kalfa.. Alışıyorsun. Sıkıldım! Çok fazla alkol alıyorduk, yarasa gibi yaşıyorduk. Bazı arkadaşlar benim hiç heves duymadığım maddeler kullanıyordu.
  • Bıraktım.. Ticarete atıldım, birkaç yıl sonra da turizme.. Turizm sebebiyle sevgilim İzmir’den ayrıldım.. Özledim.. Döndüm!.. Tabii dönme sebebim sadece İzmir özlemi olmadı. Malum ‘şahlanan’ ekonomimizin turizme yaptığı olumlu etkilerden dolayı öylesine çok para kazanmıştım ki artık ömür boyu çalışma ihtiyacım olmayacağını düşündüm ve bu şımarıklıkla özlem birleşince kendimi İzmir’de buluverdim..
  • Hazır kendimi İzmir’de bulmuşken geçenlerde bir sabah ‘Eski dostlardan birkaçını da buluversen ya?’ dedim.. Buldum! Sevindik, sarıldık, bol çaylı sohbet ettik.
  • ”Hani 3. sınıftayken sen bir gün nasıl?…” sohbetlerini geçtikten sonra konu günümüze ve kaçınılmaz olarak siyasete geldi.. Onun ne düşündüğünü, aradan geçen yılların onu ne kadar değiştirmiş olabileceğini hiç ama hiç hesap edemiyordum. Açıkçası o hesabı yapmak da istemiyordum.
  • Çünkü o benim, birlikte her sabah andımızı okuduğum, gevreğimi paylaştığım, annesinin yemeğini yediğim, İstiklâl Marşı okurken bağırmaktan sesimiz çatladığında gizlice gülümsediğimiz eski, çok eski bir dostumdu. Ona hesap yaparak yaklaşamazdım, bu bana göre ayıptı.. O bir dosttu…
  • Konuşmamızın ortalarında saatine baktı bir ara.. ”Akşamı kaçırmayayım, buyur gel birlikte gidelim” dedi.. Memnuniyetle kardeşim dedim. Gittik.. Açıkçası ben camiye girmeyeli sanırım 15 yıl kadar olmuştu, özlemişim, hoşuma gitti, gerçekten manevi bir huzur verdi. Düşündüm.. Buldum!
  • Belki de siyaset kokan vaazların verildiği Cuma hutbesi olmayışıydı bana o aradığım manevi huzuru veren. Sanırım laik cumhuriyetin diyanetinden maaş alan sarıklı siyasilerin beynime beynime sıçratamadıkları kandı sakin tutan. Belki de eski bir dostumla bir şeyler yapıyor olmaktı..
  • Allah kabul etsin kardeşim. Seninde kardeşim. Bir şeyler dürttü durduk yere sanki beni, ”Bu yıl 10 Kasım’da Anıtkabir’e gidemedim, ona canım sıkkın biraz” dedim. -Ne yapacaksın orada, putperest misin sen, müslüman değil misin? Sanki az önce birlikte, Atatürk’ün kurduğu diyanetin bir görevlisinin ardında namaz kılan biz değilmişiz gibiydi..
  • Eski arkadaşımla bu konuyu konuşmamın çok da faydası olmayacağını söylediği kelimelerin tonlamalarından anlayabilecek zekaya sahibim. -Çocuklar nasıllar? diye sordum.. İyiler şükür dedi.. Yalnız küçük kızım, o iyi değil ne yaptıysak olmadı, epilepsi rahatsızlığı var, nöbetleri ağır geçiyor, bizi mahvediyor..
  • Gitmediğimiz yer kalmadı ama ne çare! -Nerelere gittiniz? Ege Üniversitesi’nde tanıdığım bazı profesörler var, görüşmemi ister misin? -Vallahi dostum, her yere gittik olmadı.
  • En son Selçuk’da çok kuvvetli bir hoca var dediler, adaklar adadık, kurbanlar kestik, yok Allah’ım yok! Artık notunu vermiştim eski arkadaşımın. Belli ki görüşmediğimiz uzun zaman içerisinde birbirimizden çok farklı yollarda ilerlemişiz.. -Sen putperest misin? diye sordum.. -Tövbe haşa o nasıl laf!
  • -Basbaya laf işte, sen putperest misin? -Elhamdülillah müslümanım! -Peki o zaman neden gidip tıpkı Atatürk gibi etten kemikten oluşmuş bir faniden aman diliyorsun? Menfaatin için dua etmen gerekirken, araya koyduğun ”nefesi kuvvetli!” ile Allah’a şirk koştuğunun farkında mısın?
  • -Öyle deme çarpılırsın! -Bak bu seferde kendini Allah’ın yerine koydun beni çarpılmakla tehdit ediyorsun, bu ne cüret, bu nasıl bir inanç şekli? -Ben kendimi tövbe Allah’ın yerine koymuyorum, onun kelamlarını yedim yuttum, gerektiği anda gerekene iletiyorum! -O halde sen peygambersin.
  • -Tövbe yarabbi delirtecek bu adam beni, nereden çıkartıyorsun böyle soruları sen beni günaha teşvik ediyorsun! Daha fazla sormadım da söylemedim de. Çünkü bir manası yoktu…

Hissettiklerime gelince.. Çocukluk arkadaşım ve sevdiğim bir insanın dostluğunu kaybetmekten öte, gerekirse inandığı, daha doğrusu inanmakla hayata tutunduğu saptırılmış değerler uğruna, gözünü kırpmadan beni ve benim gibi düşünenleri öldürebileceğini hissetmenin üzüntüsü, korkusu. İşte böyle. Kutuplaşmak diyorlar. Ne kutuplaşması efendi? Biz cepheleşmişiz, haberimiz yok!! Sevgilerimle…

Bu Konu, The Pianist @H_Yerlikaya35 Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Güncelleme: 2 Aralık 2018 — 00:01

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir | Yorum |