Şeytan Ayrıntıda Gizlidir!

“Türklük Sözleşmesi” adlı bu “müthiş” kitap neler Anlatıyor?

İrfan Aktan’ın deyişiyle “barış akademisyenlerinin en parlak” üyesi, “Türklük Sözleşmesi” adlı bu “müthiş,” kitabında neler diyormuş, bakalım. Ama epey uzun bir flood olacak bu.

  • Ünlü’ye göre: “Irkçılık tarihsel, toplumsal ve kurumsal bir sistemdir.” Bu sistem iki aşamalıdır. İlki, bireysel ırkçılık, “ancak ırksal veya etnik hiyerarşide üstte olan gruba mensup kişiler” tarafından yapılabilir.
  • İkincisi, yapısal ırkçılık, egemen ırkı diğerleri karşısında “sistematik” olarak avantajlı kılan yapıdır. Bu anlamda bu davranış formunu kurumsallaştıran sistemin ta kendisidir. Demek ki Hasip Kaplan’ın sözleri ırkçılık sayılmaz; ama Kaplan AKP veya MHP’li olsaydı, sayılırdı.

  • İlk bakışta tutarlı gibi görünen bu tez, ırk yerine neyi istiyorsanız koyduğunuzda tutarlılığından bir şey yitirmiyorsa, realitesi astroloji kadar olan totolojiden başka bir şey değildir ve sadece, bunun peşi sıra söyleyeceklerinize temel olsun diye uydurduğunuzu gösterir.
  • Dilerseniz deneyin. “Irkçılık” yerine mesela “harcama” diyelim: “Harcama… bir sistemdir. … Bireysel harcama… harcama hiyerarşisinde üstte olan gruba mensup kişiler tarafından yapılabilir. Yapısal harcama, egemen harcama tarzını avantajlı kılan yapıdır.”
  • Çiçekçilik: “Çiçekçilik… bir sistemdir. … Bireysel çiçekçilik… harcama hiyerarşisinde üstte olan gruba mensup kişiler tarafından yapılabilir. Yapısal çiçekçilik, egemen çiçekçilik tarzını avantajlı kılan yapıdır.” Ya da turşu imalatı, zihinsel faaliyet, nakliyecilik, vb.
  • Mesela bu sonuncusunda, röportajın tamamında geçen Kürtler yerine “taksi şoförleri,” Türkler yerine de “kamyoncular” deyin, inanılmaz tutarlı bir nakliyecilik teorisi geliştirebilirsiniz. Sonuç değişmez: her şey için aynı derecede “tutarlı” bir şablonla karşılaşacaksınızdır.
  • Yani “barış akademisyenlerinin en parlaklarından” B. Ünlü’nün bu “devlet aklının derinliklerine indiği,” “müthiş analizi,” tek kelimeyle müthiş” tezi, en fazla bir totoloji kadar değer taşır, derin görünüşünü büsbütün saçmalığına borçludur ve aslında hiçbir şey söylememektedir.
  • Bu hiçliğin böyle derin ifade edilmiş olması, takdire şayandır, ne ki bu takdir işini İrfan Aktan’a bırakmakta fayda var.
  • Fanon’a başka vesileyle daha ayrıntılı değinmek gerekecek. Fanon, gölgede kalmasına rağmen Kürt milliyetçi hareketini en derin etkileyen düşünürdür. PKK’nin ortaya çıkışındaki şiddet fetişizmi, düşman görülen her şeyin Türk sıfatıyla ilan edilmesi, köklerini en çok onda bulur.
  • Demem o ki, İrfan Aktan’ın Fanon’u zikretmiş olması, sebepsiz değildir: mürekkep yalamış bütün Kürt milliyetçilerinin kafasının bir yerinde Fanon vardır.
  • Milliyetçilik, dincilik, piyasacılık, kendini marksist tarih anlayışıyla haklı kılamaz. Dolayısıyla kimi açıkça budala olan idealist tarih teorileri, bu siyasi akımlar için kendini teorize etmek üzere yeniden üretilmesi gereken şeylerdir. Kürt milliyetçiliğinin yaptığı budur.
  • Sosyal bilimlerin, başta da bütün bilimlerin anası olan tarihin materyalist temellerinden koparılıp tamamen idealist olarak izah edilmesi çabası, yeni değildir şüphesiz; ama bunu çok daha ustalıkla yapanlar olduğunu söyleyelim.
  • Bizdeki merkez (ceberrut devlet) ve çevre (mütedeyyin halk) teorisi tarih anlayışı itibariyle su katılmamış idealizmdir. Sınıflar, sermaye ilişkileri, dünya kapitalizminin oynadığı rol yok sayılır, bunun yerine aslında varlığı bile tartışmalı olan bir ideolojik ilişki geçirilir.
  • Liberal entelijensiya böyle budalalıklara bayılır; ama bütün budalalıklar nihayetinde şu veya bu türden bir felaketin kapılarını açar ki, herhalde bu artık yeterince açıktır.
  • Ünlü’nün Türkiye’de sosyal bilimlere bu devasa, “müthiş, müthiş” katkısı, bildiğim kadarıyla bizde pek incelenmemiş bir tarihçiyi hatırlattı bana: Sovyetlerde anti-marksist tarih yazımının pop isimlerinden Gumilyov’u.
  • Gumilyov, tarihin hareket ettirici gücü olarak halkların ihtiraslı olma halini (passionarnost) görür. İhtiras artışı ve azalışı tarihi biçimlendirir. Sınıflar yoktur, varsa da rolleri talidir, ama neticede manevi güce sahip blok davranış sergileyen halklar vardır.
  • Ünlü’nün tezi, muhtemelen bilmeden, bu tezin tersine çevrilerek Kürt milliyetçiliğine uydurulmasıdır. Ünlü’ye göre bir “Türklük” vardır ki, eğer Türkseniz, ne kadar uğraşırsanız uğraşın kurtulamazsınız. Türklük, sizin bütün davranışlarınızı biçimlendirir.
  • Ne kadar sosyalist olursanız olun, davranışlarınızı belirleyen esas unsur Türklük olarak kalmaya devam eder, ama siz bunu hissetmezsiniz. Öyle olunca, her kim olursa olsun bir Türk’ün, bir Kürt karşısındaki davranışlarını bu Türklük belirler.
  • Örneğin Türk milliyetinden bir devrimci, Kürt hareketine hep Türklük açısından bakacak, bu bakışını ne şekilde teorize ederse etsin, ciddiye alınır bir tarafı bulunmayacaktır; çünkü Türk’tür.
  • Aslında bu iddia yeni değil: bu, en azından 1970’lerin ortalarından beri Kürt hareketini biçimlendiren milliyetçiliğin teorisi. Aktan’ın bilerek sormadığı, Ünlü’nün de bilerek sarf-ı nazar ettiği mesele ise şu: peki ya bir Kürt, Türk’le aynı tezleri seslendirirse ne olacak?
  • Kürt milliyetçiliğinin bu soruya cevabına aşağıda geleceğim (ve bu, şüphesiz çok daha samimi bir cevaptır); ama şimdilik Ünlü’nün “müthiş, müthiş” katkısından bir şeyler çıkarmaya çalışalım. Diyor ki: “Türklük sözleşmesi” için en makbulü, “Türklüğe pasif katılımdır.”
  • Yani? Şu: diyelim çok iyi bir marksist tarihçi veya iktisatçısınız; ama küçük bir kusurunuz var: Türksünüz. Bu yüzden nice doğru şeyler söyleseniz de mesela Ermenilik, Kürtlük meselelerine gerektiği gibi bakmazsınız. (Gereken, Kürt milliyetçi hareketinin baktığı gibi bakmaktır.)
  • Bu, sizin “Türklük suyunda” olduğunuzu gösterir. Kurtuluşunuz yok! Ama gene şanslısınız: Ünlü vb. sizin bir şey söylemenize fırsat kalmadan bilimin nasıl yapılacağı üzerine aydınlatmaya, “Kürt veya Ermeni meselesini yok sayarak bilim yapmakla” suçlamaya hazır, nazır bekliyorlar.
  • Ne var ki, bir ihtimal daha var: “Türklükten çıkarsanız” ve “Kürtlere destek” verirseniz (burada kastedilen Kürt milliyetçiliğine kayıtsız destektir), hadi amiyane söyleyeyim, adam olursunuz.
  • Ama, ama, ama… Sakın yanlış anlamayın: Ünlü’ye göre Türklük, etnik bir özellik değildir. Bu sonradan kabul edilir; doğuştan kazanılmaz. O, Türklük derken, “iktidar yapısı ve hiyerarşisinin güçlü olan grupta yarattığı psikolojik özellikler, maddi olanak ve imtiyazları” kasteder.
  • Diyelim Türksünüz, üstelik Türklükten “çıkmıyor” yani Kürt milliyetçiliğini bilakaydüşart desteklemiyorsunuz. Gerçi şoven filan değilsiniz. Hatta ömrünüz devrimci olarak hapislerde geçmiş, yani “olanak ve imtiyaz” hak getire. Ama o psikolojik özellikler o “Türklük suyu” var ya…
  • Gerçekte bu görüşün, iktidarın “Türklük etnik bir kimlik değil vatandaşlık bağıdır” iddiasıyla hiçbir farkı yoktur. Tuhaf olan, birbirine bu kadar taban tabana zıt görünen iki uçta da, Türklüğün bir etnik kimlik olduğunun inkârıdır.
  • Belki Türklüğün başına gelen herhalde hiçbir milliyetin başına gelmemiştir: iki düşman milliyetçilik, Türklüğün milli kimliğini inkâr etmek için yarışmaktalar. İktidarın bunu ne amaçla yaptığını izaha lüzum yok; ama Kürt milliyetçiliğine gelince, deminki soruya cevap vakti.
  • Bir Kürt, “Türklükten çıkmamış” (yani Kürt milliyetçiliğinin iddialarına bilakaydüşart biat etmemiş) bir Türk ile aynı tezleri savunursa ne olur? Ajan olur. Bu beton sertliğindeki cevap, sorunun gerçek cevabıdır.
  • Kürt milliyetçi hareketi, Ünlü’nün bütün allayıp pullamalarına rağmen, kırk senedir bu cevabı verir.
  • Liberalist merkez-çevre budalalığının Kürtçü bir versiyonu olan “Türklük sözleşmesi,” “müslümanlık sözleşmesi” mevzularına girmeyeceğim. Şu kadarını söylemekle yetineyim: Türkiye burjuva devrimi tarihi, yarım kalmışlığı içinde, bir süreçtir.
  • Bu süreç İstiklal Harbinin başından aşağı yukarı 1930’ların ortasına kadar varır. Kurucu önderin siyasi fikirleri, bu sürece yön vermiştir; ancak süreç gene de sınıf ittifaklarıyla yürümüş ve gene bu sınıf ittifaklarıyla akamete uğramış, yarım kalmıştır.
  • Sürecin bir aşamasında uygulanmış bir ittifak siyasetini, sürecin tamamını şekillendirdi diye görmek, göstermek, teorik cehalet değilse, en hafif deyimiyle art niyetliliktir.
  • Kimilerinin, O. Pamuk’un kötü romanının giriş cümlesi gibi, bütün hayatını değiştiren kitaplar vardır. Mesela Amerikan liberali L. Lipson’ın Demokratik Uygarlık’ının, Öcalan’ın Kürt milliyetçiliğini bohçaladığı demokratik özerklik “teorisine” paket kâğıdı olduğunu biliyoruz.
  • Ünlü de “Türklük sözleşmesi kavramsallaştırmasına” Pateman’ın Cinsel Sözleşme’si ile Mills’in Irksal Sözleşmesi değiştirmiş. Liberalist, yapısalcı ve post-yapısalcı propaganda metinlerinin milliyetçiliğe dayanak teşkil etmesi, tuhaf değildir.
  • Bu ideolojik geçişgenlikler, ayrıca incelenmesi gereken şeyler şüphesiz. Ama bunları saydıktan sonra sosyalizm teorisiyle ilgili Fourier’den berisini bilmeden ahkâm kesmek, ayıp oluyor. Bakınız: “Sosyalizm, insanları iktidarsız bir biçimde güçlendirmeyi hedeflerken…”

Sosyalizmin “iktidarsızlığı” üzerine böyle saçma bir lafı edebilmek, onunla anarşizmi aynılaştırmak için, hakikaten zır cahil olmak gerekir. Neyse, gerisini yazmaya gerek yok. Zaten fazla uzadı bu flood.

Bu Konu, karagullecioglu @karagullecioglu Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

1 Yorum

Yorum Ekle
  1. Türk – k*rt kardeştir. Ayrım yapan kalleştir.

Sen, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Mutlaka Oku! #Bilgiseli & #Flood © 2017 | Gizlilik Politikası | Tanıtım Yazıları | Pdf Kitap İndir