Avrupa’nın Kara Veba ile imtihanı ve Salgın Hastalık Sebepleri!

Sıra geldi, dünkü vebanın sebepleri konulu ankette bulunan seçenekleri, 14. yy. paradigması içinde tek tek mercek altına yatırıp, salgına kimin veya neyin sebep olduğunu bulmaya. evet, kim yaydı bu mikrobu?

  • Moğollar sayesinde Çin’den batıya doğru yayılan ve 1347 yılında Kırım’dan yola çıkarak, 12 Ceneviz gemisiyle Avrupa limanlarına varan hıyarcıklı veba salgınına, günümüzde Yersinia Pestis isimli bakterinin sebep olduğunu biliyoruz.

  • Peki ya dönemin alimleri, din adamları, sıradan halkı neyi, kimi sorumlu tutuyordu?

  • Evvela, salgın mefhumu henüz bizim bildiğimiz anlamda açıklanamasa da, vakıa olarak Avrupalıların yabancı olmadıklarını söylemek gerek. 541 yılındaki justinianus salgını 25 milyona yakın can almıştı (procopius’a göre günde 10.000 kişi ölüyordu) ve bunun anıları halen tazeydi.
  • 1315-1217 yıllarındaki kötü hasat sonrası birkaç yıl batı Avrupa, tarihin gördüğü en büyük kıtlıkla ve salgın hastalıkla ciddi olarak sarsılmıştı. vakanüvisler bu dönemde ingiltere ve fransa’da yamyamlık hadiseleri görüldüğünü, kasaplarda insan etinin satıldığını aktarırlar.

  • Eşzamanlı olarak kolera ve veba ispanya, fransa, flanders ve ingiltere’yi kırıp geçirmiş, mesuliyet yine yahudilerin (gırnata emiri ve cüzzamlılarla beraber) sırtına yüklenmişti.

Neyse, tekrar 1347 salgınına dönelim. hastalık kendini iyiden iyiye gösterdiğinde konu hakkındaki ilk ciddi bilimsel çalışmayı başlatan, bilimsel bilgi tekelini elinde bulunduran katolik kilisesiydi.

  • Kilise evvela kendisinden bekleneceği gibi konuya teolojik yaklaşıp, yoldan çıkan, azan insanlığın tanrı tarafından cezalandırıldığı yönünde bir açıklama getirdi.
  • Hatırlayalım, 14. yy. başı kutsal toprakların tamamıyla Müslümanlara kaptırıldığı, Avrupalı hükümdarların ve beylerin kendi işlerine gömülüp, kutsal savaş ülküsünü terk ettikleri bir döneme tekabül ediyor.

  • İşte bu ahvalde kilisenin defaaten ortaya attığı yeni haçlı seferi çağrılarının cevap bulmaması, laik otorite ve halka “yoldan çıkmış, imansız zındıklar” gözüyle bakmasına yol açtı. Hristiyanlar azmıştı, o halde tanrı onları Müslümanlarla, vebayla cezalandırıyor olmalıydı!

  • Örneğin Dominikan keşiş Riccoldo da Monte di Croce, 1291’de Bağdat’tayken Akka’nın düştüğü haberini alınca kaleme aldığı Epistolae ad Ecclesiam triumphantem (muzaffer kiliseye mektuplar) isimli eserinde bu konuyu ele alır.
  • Riccoldo, yenilgiyi ve hıristiyanların uğradığı diğer felaketleri müslümanların fazilet sahibi olmalarına ve dinlerine bağlılıklarına, hıristiyanlarınsa ahlaki düşkünlüklerine, kendilerini sefahat ve dünya işlerine kaptırmalarına bağlar.
  • Bu sebeple kilise salgının ilk vurduğu bölgelerde ölenler için toplu endüljans verdi ve tövbe ayinleri düzenledi. halk kiliselere doluştu.

  • Ne var ki hastalık ölenler için “son günah çıkarma ayini” ve defin işlemini yürütmekle yükümlü din adamlarına, kiliselere, manastırlara da sıçrayınca, işin altında başka bir “bit” (pire de olabilir) yeniği olduğu anlaşıldı.

  • Doktorunun tavsiyesi üzerine Avignon’daki sarayına kapanan papa VI. Clement din ve diyanetin hastalığı açıklamada ve deva bulmada etkisiz kalması üzerine, 3 astrologdan oluşan bir kurul görevlendirdi.

  • Clement’ın müzik sevgisi nedeniyle hizmetine aldığı ve müzikte Ars Nova ekolü üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Johannes de Muris’in başkanlığındaki kurul, uzun çalışmalar sonrası salgının 1341 yılında Jüpiter, Mars ve Satürn’ün hizalanmasından kaynaklandığı raporunu verdi.

  • Ancak hastalığın nasıl iyileştirileceği sorulduğunda, ellerini çaresizce iki yana açan astrologlar, bol bol tövbe etmek, dua okumak dışında başka tavsiyede bulunmayınca, papa rotayı tababet ulemasına çevirdi.
  • Papanın şahsi doktoru Gui de Chaulhac’ın daha radikal fikirleri vardı. hastalık (salgın henüz bilinmeyen bir kavramdı) bataklık vb. yerlerdeki pis havadan kaynaklanıyor ve rüzgarla uzaklara taşınıyordu.

  • Miasma denen ‘kötü-pis hava’ varsayımı dönemin başka hekimlerince de benimsenerek, 19. yy’da hastalıklara mikropların yol açtığı kanıtlanana dek, geçerliliğini korudu.
  • Teori her ne kadar bilimsel altyapıdan yoksun olsa da, doğudan gelen farelerin taşıdığı pirelerin hastalığı taşıyan bir konaktan, sağlıklı konağa taşıdığı kan yoluyla bulaşan vebanın, hava yoluyla da bulaştığını bilmeden doğru kestirmişti.
  • Ebu El Kasım gibi müslüman hekimlerden etkilenen Chaulhac, doğunun bitkisel tedavilerinin yanı sıra, papa’ya yanında daima yanan 4 meşale yakmasını, havayı güzel kokular yakmasını ve duvarlarda havalandırma menfezleri açtırmasını tavsiye etti.
  • Chaulhac’ın uyguladığı önleyici tedavi başarılı da oldu. papa Clement, sarayda sadece 1348 yılında 12 kardinal-piskopos vebadan ölmesine rağmen, 4 yıllık salgını sağ atlattı.
  • Miasma-kirli hava teorisi her ne kadar kendi içerisinde tutarlı olsa da, salık verdiği önlemleri harfiyen uygulayan Chaulhac’ın kendisinin de hıyarcıklı vebaya yakalanmasına mani olmadı.
  • Cesetler üzerinde yaptığı otopside hastalığın deride, koltuk altında, genital bölgede ve başta akciğerler olmak üzere iç organlarda hıyarcık denen enfeksiyonlar oluşturduğunu tespit eden Chaulhac, ensizyonla enfeksiyonu boşaltarak, koterize ederek bir şekilde kendini iyileştirdi.
  • Ancak tedavinin başarısı kendisiyle sınırlı kaldı. veba hız kesmiyordu. Bu dönem ellerinde yarı çıplak, kamçılarla kendilerini kan revan içinde kalana dek kamçılayan, köy köy, şehir şehir dolaşıp insanları tövbe etmeye çağıran flagellant akımı doğdu.

  • Kurtuluşu kefaret ve çilecilikte gören, bir elde haç, ötekinde kamçı sırtlarını kanatana dek kamçılayan (isimleri de bundan gelir: flagellation-kamçılama) bu denyolar, köy-köy, kent-kent gezerek bol bol tebliğde bulundular.

  • Kafanızda canlandıramadıysanız, hiç durmadan İbrahim Erkal kasetleri çalan şehirlerarası bir otobüste seyahat ettiğinizi düşünün.
  • Bu şekilde flagellantlar, ölmeden önce hastalıklı bölgelerde kaptıkları patojeni, salgının henüz ulaşmadığı şehir ve köylere taşıma şerefine de nail oldular.
  • Flagellantların ortaya karışık snuff filmleri aratmayan işkencelere maruz kalmalarına rağmen, ölümlerin hızını hiç azalmaması, aksine her gittikleri yerlere ölüm götürmeleri papanın gözünden kaçmadı.

  • Flagellantlar, papalıkça suçlanıp, ufaktan tepkileri üzerlerine çekince, vur abalıya dediler ve yahudiler aleyhinde kuyuları zehirledikleri söylentisini yaymaya başladılar. zaten bu 1315 salgınında da bilinen bir vakıa değil miydi? neticede olaylar gelişti…

1347 kara veba salgınının hakiki müsebbibi yahudiler ve onlara yapılanlar başlı başına ayrı bir konu olup, ilerleyen saatlerde-günlerde ele alınacaktır. sabrınız için teşekkür ederim. ben olsam bunca gevezeliği çekmez, unfollow’u basardım. siz de basın!

Bu Konu, Ricoldus de Monte Crucis @Ricoldus Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…

Sen, Bu konuda ne düşünüyorsun?

avatar
mutlakaoku.com | #Bilgiseli | #Flood | © 2016 | Tanıtım Yazıları | Glovo Kurye Olmak İstiyorum |